İnsanın kökeninde aramak lazım ‘’dayanışma’’ kavramını ve bugün ayarlamak lazım. Şimdi dayanışma, insan ve toplumun neresindedir? Güncel meseleleri sıralayabiliriz. Çeşitli sistemler ve övgüler dizebiliriz. Ya da en kolaycı yolla psikolojik akılcılık(!) ile, insanı ‘’bencillik’’ ile suçlayabiliriz. Ne var ki bunu hala anlayamadık! Davranışlar insana özgü değil, davranışlar insan yaşamının yansımasına özgüdür. Bir insan doğuştan davranır; duygu, düşünce yansıtamaz; pratik-teorik yani ‘’yaşaması’’, tecrübeler oluşturması lazım.

Bizler insanı toplumdan bağımsız ele alamayız. İnsanın her davranışı toplumun oluşturduğu (ahlaksal, kültürel, siyasal vs…)  fikriyatları yansıtır. İnsan, burjuva siyaset anlayışının (liberal bakış) anlattığı gibi kendi için değil topluma katılmak, toplumsal mücadeleyi vermek için yaşar veya mesleki aktiviteye katılır. İnsanın kendi için yaşamadığı doğallığında vardır. Sadece sistemde bir algı yaratır ve tutturur der ki ‘’bireysel özgürlük’’. Hepsi bir safsatadır.

Güncel yaşama baktığımız vakit dikkate değer bir husus var! Devletin kendi klikleri birbirine girmiş, sözüm ona ‘’FETÖ ile savaş’’ adı altında farklı hedeflere yönelmiştir. Bu hedefler kimdir? Siyasetçiler, eğitim emekçileri, işçiler vs’dir.

Evet, bir korku var (Yaratılıyor)! KHK’lar çıkartılıyor, biat ve itaat kültürü yaratılmak isteniyor. OHAL adı altında kimi gözaltı, tutuklama kimi infaz yaşanıyor. Hepsi yaşanmaktadır.

Son süreçte iki akademisyen çıkıyor, Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA açlık grevleri başlatılıyor. Asıl meselemiz ise eğitim emekçilerinin durgun, sineye çekilmiş halidir. Geçmiş dönemde sendikaların yaptığı 1-2 günlük grevler ve basın açıklamalarına gömülmüş, altı boş bu grevler eğitim emekçilerini pasifize etmiştir. Yaratılan ‘’memur’’ algısı eğitim emekçilerinde iyi tutmuş, tam bir bürokratik şarlatana dönüşmüştür. Binlerce eğitim emekçisi ihraç edilmiş, uzaklaştırılmış, Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA gibi kimse mesleğine sahip çıkmamıştır.

Evet, korkuyorlar(Yaratılıyor)! Pasifize edilmiş eğitim emekçileri yılların getirdiği ‘’hak arama’’, ’’hesap sorma’’ slogan ve yeminleri nerede bırakmıştır? Kimseyi kıyaslama derdimiz yoktur. Ama Şili, Meksika, Yunanistan, Brezilya, Amerika gibi ülkelerde akademik bir sorunda tüm eğitim emekçileri sokağa çıkmakta, ‘’HAK ARAMAKTA’’! İşte tam bu noktada yaratılan bu davranışsal sorunun bürokratlaşmış, pasifist bir hal aldığını görüyoruz.

Halen ayağa kalkmamış eğitim emekçileri yıllardır gerçekte ‘’zor şartlarda’’ okuyup bu mevkile gelmemiş midir? Yoksa cemaattekiler gibi haksız yollarla mı gelmiş; bu kadar rahat ediyorlar? Veya ‘’EMEKÇİ’’ değiller mi?

 

Dersim Çakan

Paylaş