Kaç zamandır görmedim
Gökyüzünün parlak çıplak yüzünü
Ne çok hasretim sevdaya
Bir bilsen
Bir tohumun
Baharı özlediği gibi özlemiş
Sancılar içerisinde
Sabırsız ve ürkek
Yeşermeyi bekliyorum
Hayat bu kadar güzel
Bu kadar umut dolu iken
Soysuz soytarı denen o alçaklar
Bir babanın bakışlarında
Mesut’u vurmuşlar
Yaralı bir kuşun kanadında
Sürgüne düşmüş anası
Öyle diyorlar
Analarımız çığlık çığlığa imiş
Gümüş kapının bir yanında kan
Bir yanında ağıtlar varmış
Öyle diyorlar ya
Bir ağustos iki bin on altı
Kan damlıyor beynime
Çıkayım diyorum
Sokağın ta orta yerine
Duyarsızlığı kendilerine
Duyarlılık haline getiren
İnsan müsveddelerinden
İlk önüme gelene
Tüküreyim diyorum
Tam iki kaşının ortasına
Bir daha
Bir daha
Ve bir daha
Namluya sürülmüş yağlı bir kurşun gibi yani
Olur ya
Belki anlarlar diye
Fakat ne çare
Önemli midir ki ölümler
Önemli midir ki canlara kast edip
Oluk oluk kan akacak diyen katiller
Öyle ya
Ölenler
Belki bir Rum
Belki bir Alevi
Belki de Sur’da başı ezilmiş ve isimsiz
Vatanı işgal altında bir Kürt
Belki de kim bilir
Sözüm onu
“Dinsiz” bir Ermenidir
Yani sevdalar, hayaller ve umut yüklü bakışlar
Hepsi yok olmuşlar
Peki ya onlar
Hani görüp de susanlar
Susup da çığlıklara arkasını dönüp
Kulak kapatanlar
Ya da şu korku denen illetin önünde
Diz çöken onursuzlar
Onlar kendi hallerinde
Onlar satılmışlar
Ama sen dur
Dur da bak
Görüyor musun?
Güneşe uğurladıklarımız
Nasıl dağlarda patlıyor
Bak işte bak
O cellat
Nasıl da zavallı, titriyor
Bak diyorum
Her tarafta bizim çocuklar var
Bulut atlara binmiş onlar
O yandan bu yana
Nasıl da inim inim inliyor düşman
Bekle de gör
Toprağa dökülen o kan ile
O tomurcuklar
Nasıl da sevda ile büyüyor
Büyüyecekler
Beni duyuyor musun?
Özgür
Özgür
Büyüyecek onlar diyorum
Duydun mu?
Dedim ya
Bunu gör!
Gör!
Gör de unutma!
Onlar!
Unutulmadı!
Unutulmayacaklar!

​​​​(1 Ağustos 2016 tarihinde Dersim, Xozat, Pakire (Dalören) Köyü’nde karakoldan açılan ateş sonucu katledilen Mesut İlkbahar anısına…)

Paylaş