Tarih; kesilip belirli yerleri atılacak, belirli yerleri cilalanacak bir şey değildir. Tarih bazı dönemlerde art niyetli kişi ya da kişilerce kirletilebilinir ya da gerçekler tahrip edilebilinir. Ancak bu durum belirli bir süreliğine geçerlidir. Gün gelip devran döndüğünde gerçekler bütün çıplaklığıyla açığa çıkacaktır, çıkmaktadır. Bu durum tarihi güçlü kılan en önemli özelliklerinden biridir. Öyle bir şeydir ki açığa çıkardığı küçük bir gerçeklik bile insanın, doğanın, yaşamın ve bilimin seyrini değiştirebilecek kuvvettedir.

Geçmişten günümüze faşist diktatörlüğün kanlı pençeleriyle yönetilen Türkiye/Kuzey Kürdistan coğrafyasında özgürlük uğruna verilen zorlu mücadelelerde sayısız beden toprağa düşmüş, bir o kadarı zindanlarda işkencelerde bedel ödemiştir. Lakin verilen mücadeleden bir an bile tereddüt edilmemiştir. Dönemsel zorluklar itibariyle mücadelede gerilemeler yaşanmış (ki bu doğal bir durumdur) ama vazgeçilmemiştir. Bu vazgeçmeme kararlılığı egemenler nezdinde büyük bir korkuya neden olmakta ve onları daha da azgınlaştırmaktadır. Korkmakta ve azgınlaşmakta haklılar çünkü o kararlılığın sonlarını getireceğini biliyorlar. Duydukları bu korku ve telaş onları sadece şiddete yönlendirmemekte, farklı yol, yöntemler kullanarak kitleleri teslim almakta onları sistem içerisinde eriterek bireyi başta kendisine ve daha sonra toplumun temel hak ve özgürlüklerine karşı bir düşman olarak yetiştirebilmektedirler. Tek dil, tek din, tek ırk, tek millet gibi gerici paradigma üzerinden kendini var eden sistem ve bu sistemi günümüz temsilcileri olan AKP, MHP, CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ, BBP ve DSP gibi faşist partiler aralarında bu görevi paylaşmış ”TC”nin kuruluşundan günümüze farklı isim, yol ve yöntemler kullanarak halklara kan kusturmaya devam etmektedirler. Bu gerici sistem yıkılmadığı sürece düzenin kanlı pençeleri umudu, mutluluğu ve özgürlüğü yok etmeye devam edecektir. Bundan kurtulmanın tek bir yolu vardır o da devrim. Peki nasıl olacak? Yukarıda belirtilen ısrar ve kararlılığı ezilen sınıfların sınıf kardeşliği üzerinden şekillendirilen toplumsal bir halk hareketinin devrim yapabileceği gerçekliğiyle ete kemiğe büründürmek, daha çok emek vermek, ileri olanı daima üretmek, birikim sağlamak, dinamik oluşturmak, şartları olgunlaştırıp hazırlamak… Bunun yanında mücadele yürüten devrimci yapılar dost düşman ayrımını doğru yapmalı ve kendisi dışındaki diğer devrimci kurumların da kendi programını kitlelere götürme hakkının özenle kavramalı bu kavrayışı ortak cephe anlayışına dönüştürmelidir. Burada şu soru sorulabilinir. Bunlar zaten bilinmiyor mu? Şüphesiz evet biliniyor fakat bilmek yetmiyor, bildiğini bilmek ayrı bir şey; bildiğini uygulamak, her şart ve koşulda bunu samimiyetle yerine getirmek ayrı şeydir.

Bilindiği üzere mart ayının son haftasında yerel seçimler yapılacak. Bu seçimlerde sistem partileri kendi aralarında bir takım ittifaklar yapmakta ve halkı nasıl kandıracaklarının propagandasını örgütlemektedirler. Bunu yaparken başta halka ve birbirlerine karşı küfür, hakaret, aşağılama, yalan vb. gibi gerici üslup ve anlayışlarla hareket etmektedirler. Bunda şaşırılacak bir durum yoktur. Bilinçli bir tercihtir. Zira bu anlayış ile toplumlar atomize edilmekte ve sonra böl, parçala, yönet mantığı tamamlanmış olacaktır. Bu çürümüş sistem ve temsilcilerinin kitleleri uyutmak için kullandığı en etkili silahlardan biridir çünkü mesele halkın çıkarları değil, kendi yani bekçiliğini yaptıkları sermayenin çıkarlarıdır. Sol, sosyalist, devrimci kurum ve partiler nezdinde ise durum farklıdır. Her bir devrimci kurum ve parti sisteme karşı vermiş olduğu mücadelede ağır bedeller ödeyerek yoluna devam etmektedir. Lakin bu devrimci saflarda hataların olmadığı anlamına gelmemektedir. Zira kitlelere gidilirken izlenilen program ve kullanılan üslup da bunu açıkça görmekteyiz.

HDP’nin bu anlamda izlemiş olduğu yol büyük eksiklikler ve hatalar barındırmaktadır. Başta; Kürt, Alevi, Ermeni ve Rumların katili, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını elinden alan, Kürt halkının ve şehirlerinin yakılıp yıkılmasına destek veren, Kürt siyasetçilerinin zindanlara atılmasına onay veren, “Anayasaya aykırı, ama evet diyeceğiz” diyen CHP… Irkçı, faşist ve binlerce faili meçhulden sorumlu olan ve bu faili meçhulleri gururla kabul eden Meral Akşener ve partisi… Ve madımakta Alevi aydın ve sanatçıları yakan anlayışın temsilcileri olan SAADET PARTİSİ… Bu faşist partilerin kurmuş olduğu ittifakı destekleyen HDP, sözüm ona demokrasi arayacak. Yani kayyumları atayan zihniyeti destekleyenlerle demokrasi aramak… Doğrusu bu samanlıkta iğne aramaktan da beter ve her şeyden önce vahim bir durumdur. Kaldı ki bu ırkçı, faşist partilerin Erdoğan’ı devirme gibi bir dertleri de yoktur. Çünkü onların Fikirleri zaten iktidardadır ve bu fikirler Erdoğan tarafından layıkıyla temsil edilmektedir.

Ufak bir hatırlatmada bulunalım, 24 Haziran 2018’de yapılan genel seçimlerde milyonlarca kişi CHP’ye oy verdi. Peki ne oldu? Ne değişti? Şüphesiz değişen hiç bir şey olmadı ve CHP kendisine oy veren milyonların oylarını savunma gereği bile duymadı, hatırlayın bir gecede nasıl geri adım attıklarını ve Erdoğan’ı başkan ilan ettiklerini… Bu zamana kadar Erdoğan’ın aldığı bütün kritik kararlarda ona destek vermeleri bundandır. Eğer HDP bugün ezilenler için var olduğunu söylüyorsa şunu unutmamalıdır, hiçbir taktik politika ve ilkelere tekabül etmeyen hiçbir sorun ve çelişki, ezilenlerin vermiş olduğu mücadelenin merkezine konulamaz. HDP’nin izlemiş olduğu bu politika düzene muhalif olan kesimi sistemle barıştırma gayretinden başka bir şey ifade etmiyor.

Gene HDP faşist partilere göstermiş olduğu “dayanışma” anlayışını dostlarından esirgemiştir. Bunu da Dersim’deki pratiğinde görmekteyiz. SMF’nin bütün ittifak çabalarını görmezden gelerek, kendini dayatan bir anlayış ortaya koymuş ve bunlarla da yetinmeyerek SMF’nin Dersim Belediye Başkan Adayı olan Fatih Mehmet Maçoğlu’na yapılan küfür, karalama, hakaretlere sessiz kalmış, gerek bazı yayın organlarında, gerekse de bazı açıklamalarıyla da buna destek olmuştur. Aslında bu ilk değil. Daha önce 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde de aynı yolu izlemiş, hakaret, küfür ve ajanlık ithamlarıyla Dersim Demokratik Halk Dayanışması adaylarını karalamaktan geri durmamıştır. Kısaca her yerel seçim döneminde dost dediğimiz bu hareketin karalamak için hep bir bahanesi olmuştur. Dostlarımıza şunu hatırlatırız ki bu dil egemen sistemin dilidir ve halklara zerre faydası yoktur; ezilenler cephesinde büyük çatlaklara neden olmakta, sisteme kan taşımaktadır. Bundan sadece HDP sorumlu değildir. Bu karalamaya sessiz kalan başta Devrimci Güç Birliği bileşenleri ve susan herkes sorumludur. Bu anlayışla beslenenler sadece susmakla yetinmemekte, üstüne bir de SMF’nin Ovacık ve Mazgirt Belediyelerinin pratiğe döktüğü halkçı belediyeciliği küçümsemektedirler. Ovacık ve Mazgirt’te yapılanları yok saymak, altını boşaltmaya çalışmak, itibarsızlaştırmak oldukça sorunlu bir tutumdur. Aynı zamanda özelde Dersim halkında, genelde ise en geniş halk kitlelerinde hiçbir karşılığı yoktur. Zira Devrimci Güç Birliği Ovacık eş başkanları yaptığı bir açıklamada Ovacık Belediyesi’ni halk meclislerini kurmadığını ve seçilmeleri durumunda halk meclisleri kurarak belediyeyi yöneteceklerini söylemişlerdir. Halkın gözünün içine baka baka söylemiş ve yapılmış olanı, söylenmemiş gibi yapıp, yeni bir şey söylüyormuş gibi davranmak, doğrusu tuhaf ve anlaşılmaz bir tutumdur. Üstüne bir de Partizan’ın (Yeni Demokrasi) yayınladığı bir yazısında aslında Ovacık Belediyesi’nin TKP isminden kaynaklı bu kadar gündeme geldiğini söylemiş ve SMF’nin halk meclislerinde, halk ile aldığı ve uygulamayı başardığı üretim anlayışını ve emeğini küçümseme cüretini göstermiştir. Partizan bu yol ve yöntemlere başvurmadan önce kendilerinin de içinde bulunduğu Devrimci Güç Birliği’nin Pertek’te CHP lehine adaylarını geri çekmenin ne anlama geldiğini açıklasın, öyle HDP’yi batıdaki politikaları üzerinden eleştirmekle olmuyor. Eleştiri konusu yaptığınız anlayışı siz Pertek’te uyguladınız.

SMF’nin Ovacık ve Mazgirt’te yaptığı bütün çalışmalar halkla birlikte karar alınmış, halk ile birlikte uygulanmıştır. Bunlar halkın çıkarlarını temsil eden değerli çalışmalardır. Bunları yok sayanlar, kurulan halk meclislerini önemsemeyip içinde bulunmayanlar, kendilerini bu meclislerin parçası olarak görmeyenler, halkın özneleşmesi noktasında çalışma yapmayanlardır. Halka hizmet eden bütün devrimci kazanımları sahiplenmek doğru olanıdır. Bu kazanımları sizler de sahiplenin, sahiplendiğinizde de korkmayın, oylarınız düşmeyecek…

Şunun da altını çizerek belirtmekte fayda var. Ovacık  ve Mazgirt Belediyelerinin eksiklikleri yok mudur? Tabi ki vardır. Lakin bunları dostane bir şekilde eleştirebilmek, eksiklikleri birlikte gidermek ayrı bir şeydir. yapılan çalışmaların altını boşaltmaya çalışmak ayrı şeydir. Devrimcilere yakışan ortak mücadele kanalları açma kabiliyetini gösteren araç, yol ve yöntemler geliştirmektir.

Son olarak SMF seçimleri amaç olarak değil, devrime giden yolda kitleleri örgütlemek için bir araç olarak görür. SMF hiçbir zaman kitleleri sistemin kullandığı gerici yol ve yöntemler üzerinden kazanmaya çalışmaz, devrimci zemini aşındırarak burjuva zemine tekabül eden anlayış ve pratikleri reddeder. Kullandığımız araçların amaçlarımız kirletmemesi gerektiğini gayet iyi bilir ve dostlarına da bu anlayışla yaklaşır. Bu anlayış ezilen sınıfların sınıf kardeşliğini sağlayacak, bizleri devrime götürecek tek yoldur ve bu tarihi bir gerçekliktir.

 

YAŞASIN DERSİM DEMOKRATİK HALK DAYANIŞMASI

YAŞASIN DEVRİMCİ HALKÇI YEREL YÖNETİMLER

YAŞASIN DEVRİMCİ DAYANIŞMA

Sosyalist Öğrenci Hareketi