İki yıldır LGBTİ+ hakları ve cinsel sağlık alanlarında aktivizm yapıyorum/yapmaya çalışıyorum. Sosyoloji bölümü öğrencisi olarak; araştırılan konu ve konunun dışındakiler biçiminde bir ayrımın olmadığını, dışlama mekanizmalarının her an hepimizi öğütmeye yeltenebileceğini düşündüğüm için, sosyolojik vaka olarak seks işçisi trans kadınları ele alacağım. Çalışmamda toplumsal yaşamın ataerkil-militarist-kapitalist-heteroseksist yapısından ziyade trans kadınların gündelik yaşamdan nasıl soyutlandıkları ve nefret cinayetlerinin üzerinde durmaya çalışacağım.

Trans kadınlar heteroseksist/cisseksist sistemin kırılma noktaları, erkekliğe çarpılmış birer tokatlar. Bütün yaşamını bir organı üzerine kuran na-trans erkeklere karşıt iktidardan vazgeçen trans kadınlar toplum tarafından çemberin dışına itiliyorlar. Trans kadınlara duyulan nefretin en büyük göstergesi nefret cinayetleridir. Kaos GL’nin 2016 Nefret Suçları Raporu’na göre sadece 2016 yılında en az 169 nefret suçu işlenmiştir. [1]

Bir insan karşısındaki kişiyi neden ötekileştirir? Ötekileştiren ötekileştirirken kabul edilmiş mi hisseder? Ötekileştirmeye bilinçli bir iradenin etkisi nedir? Ötekileştirmeye katılan bireylerin ret ve kabul ölçütleri ne kadar tutarlıdır? Yoksa birey toplumsal veya kişisel konumunu sürdürmek ya da sosyal uyumunu garantilemek için mi böyle davranır? Dışlama kültürünü daha iyi özetlemek için Sartre’ın Yahudi Karşıtlığını nasıl çözümlediğine bakmak faydalı olacaktır. Sartre’a göre Yahudi karşıtlığı; Yahudi karşıtının kendisiyle ya da içinde bulunduğu durumla ilgili alçaltıcı bulduğu şeylerin sorumluluğundan kendini kurtarmasına yardımcı olur. Yahudi karşıtı, dünyanın yanlış ya da eksik bir düzen içinde olduğunu keşfetmekten korkar. Çünkü o halde bir şeyler geliştirmek ya da değiştirmek gerekecektir. Bunun sonucu da, insanın acı verici ve sonsuz bir sorumluluğu sırtlayıp, kendi yazgısının efendisi olarak ortaya çıkmasıdır. İşte bu yüzden Yahudi karşıtı, bütün sorumluluğu Yahudi’ye yükler. [2]

Halkı kin ve nefrete teşvik etmede medya, dini ve siyasi otoritelerin etkili olduğu su götürmez bir gerçektir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve şiddete maruz bırakılanları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilir; sıklıkla böyle olmaktadır. Nefret suçları gerektiği şekilde incelenip, kovuşturulmadığında, bu durum başkalarının da benzeri suçları işlemesini teşvik edecek şekilde faillerin cezasız kaldığı mesajını verecektir. Nefret suçu kapsamına giren ve şiddet içeren olaylara karşı herhangi bir korumanın söz konusu olmaması, dezavantajlı gruplara mensup vatandaşların hukuka ve kamu kurumlarına olan güvenlerini yitirmesine ve böylece daha da tecrit olmalarına yol açar.

KAOS GL’nin yayınladığı “2017 Yılında Türkiye’de Gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu”na göre yaşanan ihlallerden 58’i cinayete teşebbüs, fiziksel şiddet, silahla yaralama, tecavüz veya diğer cinsel saldırılar olarak gerçekleşirken, yalnızca 14 vaka polise bildirildi. Polise bildirilen 14 vakadan ise yalnızca beş vaka mahkemeye taşınmış durumda. Bu rapor LGBTİ+’ların kamu kurumlarına olan güvenlerini yitirmelerinin en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor. Trans seks işçisi kadınlar transfobi ve orospufobiye en fazla milliyetçi, dindar erkekler tarafından maruz bırakıldıklarını; “Gece yatağımıza giriyorlar, gündüz nefret kusuyorlar.” şeklinde açıklıyorlar. Pınar Selek’in Maskeler Süvariler Gacılar kitabında da Ülker Sokak Olayları’nın yaşandığı dönemde, mahalleliyi kışkırtan ülkücülerin, geceleyin seks işçilerinin müşterileri olmaları, toplumun ne kadar riyakâr olduğunu da gözler önüne seriyor. Bugünü daha iyi yorumlayabilmek adına geçmişe göz atmakta fayda var. 1996 yılında Ülker Sokak’taki “temizlik” operasyonları sonrasında çalışma alanları kısıtlanan trans seks işçileri, kısa bir süreliğine de olsa Bayram Sokak’ta çalışmaya devam ediyorlar. 2000’li yıllara gelindiğinde, önceleri düşülen genelevlere girmek için adeta savaş veriliyor. Genelevlerde çalışmak için ilgili birimlere dilekçe gönderen trans kadınlar, sürekli olarak “Karaköy Genelevi, tarihi doku içerisinde yapılmış bir mekandır, tek girişi ve tek çıkışı vardır, deprem ya da yangın olursa biz bu kadınları kurtaramayız; sayılarının artmasını istemiyoruz.” dönüşünü alıyorlar.

Gündelik yaşamdan soyutlanmaları nedeniyle zorunlu seks işçiliği (Güncel literatürde hayatta kalmak için yapılan seks işçiliği olarak kullanılıyor.) yapan trans kadınlar, sokaklarda çalışmaya devam ediyorlar. Ölüm ile burun buruna çalışan trans kadınlar sokaklarda başka engeller ile karşı karşıya kalıyorlar. Kabahatler Kanunu. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu suç vasfı taşımayan ancak kabahat niteliğinde olup para cezası kesilmesi gerekli fiilleri düzenlemiştir. Amacına ve hukuka aykırı şekilde bu kanun en çok seks işçilerine karşı kullanılıyor. Kanunun 37. Maddesi “rahatsız etme” başlığı altındadır. Seks işçilerine bu maddeye göre para cezaları kesiliyor. Sürekli olarak uygulanan bu yaptırımlar (259 ₺ gibi bir para cezası kesiliyor.) trans seks işçisi kadınların hayatlarını idame ettirebilmelerinin önünde büyük bir engel teşkil ediyor.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü’nde yayınladığı açıklamada yasa yapıcıdan taleplerini şu şekilde sıralıyor:

• Seks İşçiliğini bir meslek kolu olarak ve geniş bir anlamda yorumlayarak yasal hale getirmeleri,
• Cinsel hizmet sektörü çalışanlarının emeklilik, sigorta primleri, ücretsiz sağlık hizmetleri ve devletin SGK’lı çalışanlara sunduğu sosyo-ekonomik haklardan faydalanabilecekleri gerekli düzenlemeleri yapmaları,
• Korunaklı ve sağlıklı çalışma koşulları oluşturmaları,
• İş Yeri ve İşçi Güvenliği’ni ilgilendiren kanunlarda kapsayıcı düzenlemeler yapmaları,
• Seks İşçiliği ve İnsan Ticareti arasındaki ayrımı kesin bir şekilde bilerek hareket etmeleri,
• Patron ve pezevenklerin seks işçileri üzerindeki sömürülerini engelleyici ve önleyici tedbir almaları,
• Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar, HIV ve Hepatit C ile mücadelede etkin siyasi stratejiler geliştirmeleri,
• Trans, na-trans ve diğer cinsiyet çeşitliliklerinden her cinsel hizmet çalışanının kolluk kuvvetlerinden eşit ve adil muamele görmelerini sağlayıcı eğitimleri şart koşmaları,
• İstihdam politikalarında yasal genelevleri ile ilgili trans çalışanları da kapsayacak şekilde ilerici düzenlemeler yapmaları, “Mevcut çalışma sahalarının koşullarını iyileştirici tedbirler almaları çağrısında bulunuyoruz.”

Jiyan Andiç

[1] Kaos GL, “2016’da en az 169 nefret suçu!”, 4 Ocak 2019 tarihinde erişildi. www.kaosgl.org
[2] Pınar Selek, Maskeler Süvariler Gacılar (İstanbul: Ayizi Kitap, 2011), 35.