Töre ve namus binlerce yıldır yaşamın içinde olan, tartışılan kavramlardır. İki kelimeyi de etimolojik açıdan incelediğimizde aynı noktadan hareket ettiğini görürüz. Gelinen aşamada birbirinden farklıymış gibi işlenen bu kavramlar aynı şeye tekabül etmekle birlikte şovenizmin en yalın halini de bize sunmaktadır.

Namus kelimesi, Yunanca “yasa” anlamına gelen “nomos” kelimesinin Aramice aracılığıyla Arapçaya, sonrasında ise Türkçeye yerleşmiş halidir. Antik Yunan okumalarında “nomos” yani kurucu yasanın cinsellik dahil toplumsal tüm kuralları düzenlediğini görürüz.

Başka bir noktada töre kelimesinin kökenini araştırdığımızda, on üçüncü yüzyıl dolaylarında türe/töre şeklinde Moğolcadan Türkçeye geçtiğini yasa, kanun (özellikle de Cengiz Han Kanunları) anlamını barındırdığını ve bölgedeki tüm toplumsal hayatı kontrol altında tutan kuralları ifade ettiğini görürüz.

Bu doğrultudan baktığımızda aynı anlama gelen iki farklı kelimenin yalnızca iki farklı toplumdan gelen aynı olguyu barındırdığını görürüz. Yani kavramsal olarak tamamen aynı şeye tekabül etmektedir. Ancak kavramın ortaya çıkış hikayesi, bize kavramın tümüne dair bilgi vermemektedir. Nomos/namus ya da türe/töre olgularını anlamak için, yasaların ortaya çıkışını anlamak şarttır.

Her ne kadar tarihteki ilk yasa MÖ 2375’te yazılan, Sümer kralı Urgakina’nın belirlediği, kendisiyle aynı adı taşıyan Urgakina Kanunları olarak tanımlansa da bu yalnızca ilk yazılı kanunları ifade eder. Yasa, Kral Urgakina’nın bir anda aklına gelen, Sümer Devleti’ni ve kendi otoritesini korumak adına yazdığı bir metin değildir. İlkel komünal toplumlarda var olan belli “kabul”lerin değişerek kurallaşması, bu kuralların ise sınıflı toplum ile toplum yararına olmaktan çıkarak egemen sınıfın yararına bir hâl almasıdır. Daha açık bir ifade ile egemenlerin ezilenler adına belirlediği ve kendi sınıfsal konumunu korumasını sağladığı bir özel formasyondur. Bunu hukuki tartışmalardan çıkararak geleneksel olarak ele alsak dâhi yasalar egemen fikrin ürünüdür. Örnek verecek olursak; ataerkil toplumun yasaları da doğal olarak toplumun ataerkil özünü barındırır.

Tarihsel münakaşalardan çıkıp tartışmamızı bugüne taşıyalım. TDK’nın yaptığı tanımlamaya göre namus “Bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, dürüstlük, doğruluk.” olarak ifade edilmektedir. TDK tarafından tümüyle “olumlu” bir şekilde açıklanan namus kelimesi (bu olumluluk TDK’nın da temsil ettiği fikriyat için olumluluktur; bizler için toplumun ahlak, namus, iffet, haya gibi tanımlamaları hiçbir şekilde olumluluk ifadesi değildir) kısaca toplumsal ahlak kuralları olarak anlaşılabilir.

Töre ise TDK tarafından “Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet.” olarak açıklanmaktadır. Namusa göre daha “nötr” olarak açıklanan bu kavram da esasen aynı anlamın farklı ifade ediş biçimidir.

Yine aynı şekide TDK “namus cinayeti”ni “Ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kurtulmak için işlenen cinayet.” olarak, “töre cinayeti”ni ise “Bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi.” olarak tanımlamaktadır. Yani bir bütün aynı anlama gelen iki kavram, birinde ahlaksızlığın cezalandırılması, diğerinde ise bazı bölgelerde geleneklere uymayan kadınların öldürülmesi olarak açıklanıyor.

Elbette ki yazıyı okuyan herkesin gözünde, İstanbul’a kardeşini öldürme gelmiş Kürdistanlı bir ağanın oğlu karakteri canlanmıştır. Neredeyse her yayın döneminde birkaç tanesiyle tanıştığımız bu aşiret dizileri, ses tonundan aksanına, giyiminden sakalına tamamen tek tip bir Kürdü bizlerle tekrar tekrar buluşturmaktadır. Bu şekilde TDK’nın kullandığı “bazı bölgeler” ifadesini aramak için çok da bir çaba sarf etmemiş oluyoruz. TDK’nın şoven özü yine açık bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Şuana kadar aslında tamamen aynı anlama gelen namus ve töre kelimelerinin birebir aynı şeyi, yani toplumsal ahlak kurallarını tanımladığını, ataerkil toplumun ahlak yargısının kadınları katletmesinin karşılığı gelen namus cinayeti ve töre cinayeti ifadelerinin de bu doğrultuda aynı şeyi anlattığını ancak namus ve namus cinayetinin utangaç bir şekilde olumlanırken (en azından bazı ahlaksızlıkların buna yol açtığı açıkça ifade edilmektedir) töre cinayetlerin ise Kürdistanlıların işlediği barbarca, ilkel cinayetler olarak tariflendiğini görmekteyiz. Bu elbette ki iki yüzlülüğün toplumsal boyuttaki tezahürüdür.

Yazıyı namus, töre cinayetlerinin bölgesel istatistiklerine boğmayacağız. Ancak genel itibariyle söylemek zorundayız ki ataerkil toplumun yargıları ve adı ne olursa olsun aynı anlama gelen katliamlar Türkiye ve Kürdistan coğrafyası için son derece yakıcı bir sorundur. Bu sorun herhangi bir bölgede olumluluk diğerinde ise olumsuzluk ifade edemez. Namus cinayetleri de töre cinayetleridir. Toplumsal ahlak cinayetleridir. Katil ise toplumun kendisidir.

Peki bu kavramlar yalnızca toplum ve TDK tarafından mı farklılaştırılmaktadır? Elbette ki hayır. Bu farklılaştırma Türk Ceza Kanunu’nda da görülmektedir. TCK töre saikiyle işlenen suçlarda “haksız tahrik” gibi indirimlerin yapılmayacağını ve ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırılacağını söylemektedir. Yani “namus” kavramını kullandığı suç alanında “haksız tahrik” arayan ve (onların deyimi ile) ahlaksızlığı haksız tahrik sayan devlet töre cinayeti olarak tanımladığı, namus cinayetinin bazı bölgelerdeki biçiminde ise daha farklı tutum almaktadır. Bu durumun yansımasını ise İstanbul’da 14 yaşındaki Nuran’ı öldüren babasının, kameraları gördüğünde, “Töre cinayeti değil, namusumu temizledim” demesinde görmek mümkün.

Deniz Savaş

Kaynakça:

http://tdk.gov.tr/

http://sozluk.gov.tr/

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/t%C3%B6re

http://akdishukuk.com/urgakina-kanunlari/

http://www.gazetevatan.com/yargitay-dan-tore-ve-namus-cinayeti-kriteri–486195-yasam/

https://bianet.org/bianet/kadin/38144-tore-cinayetleri-de-namus-cinayetleridir

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/tore-cinayetlerine-agir-muebbet-geliyor-237942

Tahincioğlu, N. Y. (2011). Namusun Halleri. İstanbul: Postiga Yayınları.