Dostluklar ve düşmanlıklar birbirini besler. Ortak düşmanlar ve çıkarlar dostlukları yaratırken; çatışan çıkarlar ve aynı anda var olamama çelişkisi de düşmanlıkları yaratır. Şayet bir sürecin düşman kutupları arası çelişki çözümlenirse, eski dost ve düşman ilişkisi aynı anda ortadan kalkarken yeni gerçeklikler, yeni dostluklar ve düşmanlıkları yaratır. AKP süreci de en iyi bu şekilde kavranabilir. O süreçte Kemalist rejimle çelişkisi olan ve bu rejimi ortadan kaldırmaya çalışan kliklerin, bir konsensüs etrafında birleşmesinden ibarettir. AKP’yi kuran itici dinamiklerin başlıcaları şunlardır: Liberaller, cemaatler, İslami muhalefet, muhafazakar milli sermaye, Kürt burjuvazisi ve toprak ağaları. Burada ki başlıca siyasi dinamikler ile burjuva liberal entelektüeller, milli görüş geleneği, KDP’nin politik çizgisine paralel Kürt yurtseverleri ve siyasallaşmış cemaatler etrafında oluşturulan bu konsensüs; laik sistemin inançlı kitleye yaptığı baskıyı, özellikle Kürtler olmak üzere azınlıklara yaptığı ulusal baskıyı ve yine özellikle savaştan beslenen savaş ağalığı-mafya ve gladyo halindeki derin devlet ağını devletin gücüyle düzenlenen piyasada devletin tasfiyeci-rüşvetçi-bürokratik iktisadi sistemi ortadan kaldıracak ve komprador bürokratik kliği tasfiye edecekti.

Ergenekon operasyonları ile başlayan ve 12 Eylül 2010 referandumuyla hedefe ulaşan kemalizmi tasfiye süreciyle, siyasi erk esas olarak Kemalist kliğin elinden alınmış ve devlet fethedilmiştir. AKP-Fethullah çatışmaları ve AKP-liberal çatışmaları tam da bu süreçte başlamıştır. Bu süreçte gerçekleşen iktidarın paylaşılmasına dair kavgalar, devamında büyük çatışmalara ve iplerin kopmasına neden olmuştur. Milli görüş çizgisi hedefine ulaşmış ve artık bu ittifaklara duyduğu ihtiyaç da ortadan kalkmıştır. Sürecin Kürt meselesinin çözüm zemininde sürmesi beklentileri, iktidarlaşan ve devleti fetheden AKP’nin muhalefetteki cömertliğini fetihle beraber ortadan kaldırmış ve milliyetçi Kemalist kliğin argümanları ile çözüm sürecini yokuşa sürmeye başlamıştır.

Milli görüş hareketini toparlayan dinamizm, devletin fethi ile beraber yol arkadaşlarının yeni gerçeklikte ortaya koydukları yeni hedeflerde de farklılaşma ve yönelim çatışmaları başlatmıştır. Abdullah Gül çizgisi, liberal bir politik ekonomik çizgiyle yola devam edip, Kürt sorunun çözümünü içeren devletin müdahale alanının daraltılacağı liberal bir hedef belirlerken, RTE kliği milliyetçi-otoriter bir İslamcı disiplinle toplumsal sürecin inşasını hedeflemiştir. Tayyip Erdoğan ve ekibi, Arınç-Gül gruplarını siyasette elimine ederek otoritesini pekiştirme yolunu seçmiştir. Davutoğlu ve çevresindeki liberal İslamcı çizgi, Osmanlı mirasçısı emperyalist hayalleri temsil ederken; RTE ile aralarındaki temel kopuş noktası, otoriter bir iç siyaset ve iktidara kümelenen RTE kliği ile iktidarı paylaşma arzusundan ibarettir. Davutoğlu’ndaki güçlü kullanılmışlık, kazık yemişlik ve küçük düşürülmüşlük hissi, Pelikan dosyasının intikamını almak için “Gelecek Partisi” ne dönüşen hareketi tüm dinamiğini yediği bu kazıklara borçludur. O kadar vizyonsuzdur ki isimlerini ve logolarını bir sol hareketten arakladıklarının muhtemelen farkında değildir. Yaratıcılık noktasında somut işlemler dönemine takılan Davutoğlu’nun tüm vizyonu da bu aşamada takılıp kalmıştır.

Şuan siyasette otoriter milliyetçi çizgisi ile ergenekon ve MHP ittifakına muhtaç kalan AKP kliği, bölünmelere paralel önümüzdeki süreçte MHP-GELECEK PARTİSİ- BABACAN gruplarında ciddi oy kaymalarıyla zayıflayacaktır. Yeni gerçeklik yeni ittifak arayışları dayatmaktadır.
Bizim öngörümüz, Gül-Babacan grubu özellikle Kemalistler ve Kürt siyasi hareketi ile temaslarını sıcak tutacak fakat öncelikli ittifak projelerini bu baskıya dayanarak AKP’yi kurucu oldukları siyaset çerçevesinde bir koalisyona zorlayarak tekrar ittifak ve iktidar ortağı olarak bu sefer parti dışı bir koalisyonla masaya dönmeye çalışacaklar. İşte tamda bu nedenle AKP’nin çatışmaya ve hainleşmeye dair onları çekmek istedikleri tartışmalardan ciddiyetle kaçınmaktadırlar. Esas projelerini, Tayyip’in kontrolsüz gücünü ortadan kaldırma ve iktidarı paylaşma üzerine kurmuşlardır. Onların bu projelerine dair kafalarındaki 3. güç Kürt Ulusal Hareketi’dir. Kürt Ulusal Hareketi ile yeni bir barış sürecini bu koalisyonla gerçekleştirip savaş sürecini bitirmeyi ve sermayenin önündeki bürokratik engelleri kaldırıp liberalleşmeyi hedeflemektedirler. Şayet bu koalisyon kurulamazsa CHP-SAADET-HDP denklemindeki bir ittifak ve koalisyon oluşumu ile liberalleşmeyi deneyeceklerdir. Davutoğlu grubunun ise siyasal ağırlığı milli görüş eksenli bir ittifaktan ibaret kalacak ve siyaset alanında kimseyle esaslı bir ittifak kuramayacak vizyonsuzluktadırlar.

Peki, biz komünistler bu burjuva denklemlere nasıl yaklaşıyoruz? Bizler meseleyi kişiler ve partilerle aşılabilecek bir noktada görmüyor ve sorunun kendisini kapitalizmde görüyoruz. O nedenle egemen kliklerdeki değişimler, geniş kitlelerin hayatını çok kapsamlı anlamda değiştirmeyecektir. Bizler burjuva kliklerin kitlelere verecekleri bir şeylerinin olmadığını, aksine kitlelerden bir şeyler almak için kurulduklarını biliyoruz. Kurulan tüm bu partilerin amacı, iktidarı ve piyasayı avcuna almak ve nemalanmaktır. İktidar sadece muhalefetteyken paylaşılabilen ve ele geçtiğinde de ortaklar arası çatışma yaratan kirli bir mevzidir. AKP içinden çıkan her klikte tüm mağduriyet ve demokrasi söylevlerini elimine oluşlarına borçludurlar.

Bugün AKP içinden çıkan bu klikler, yarın yeni gerçeklikte pekala iktidarı paylaşan koalisyon ortağına dönüşe bileceklerdir.

H. K. Zachariadis