Yönetme olayı canlı sürülerinin köklerine kadar dayanır. Sürü liderliği, bazı türlerde dişi, bazı türlerde erkek bazen de her ikisi tarafından üstlenilir. En temel yaşamsal ihtiyacı karşılanamadığında, sürülerde sürü liderine karşı hoşnutsuzluklar başlar. Nihayetinde dışsal kuvvetler; onları bir arada yaşamaya zorlayan ve geçmişten devralınmış içgüdüsel dinamizmi olan sürüler, toplumlara evirildikçe yönetme halinde de değişimler baş gösterir. İlk başlarda üreme ve beslenme gibi avantajlar halinde olan paylarda da değişimler yaşanmıştır.

Organizasyon niteliği arttıkça bu liderlikler doğallıktan, soyutlanmış hukuki ilişkilere dayanan bir sistem üzerinde erke dönüşür. İşte bu erkle beraber her toplumsal evrenin kendine özgü dinamizmi ve çöküntülükleri gelişir. Kapitalist toplum, günümüzde emek sömürüsü merkezinde inşa olan, maddi-askeri-siyasi güç odaklarının her türlü ihtiyaçları için insanları, doğayı nesneleştirdikleri bir sömürü erki üzerine kuruludur. Bu erkin yararlandığı “nimetler” toplumsal piramidin yönetilenlerinin canı, kanı ve yönetilenlerin emeği ile işlediği doğal kaynaklar olması, yönetme krizine neden olur. Yönetilenler bilinçlendikleri ve örgütlendikleri ölçüde krizler doğar. Özgürlük zorunluluğun bilince çıkarılmasıyla ve onun hayata uygulanmasıyla ete kemiğe bürünür. Kitleler manipüle edilebildiği sürece yönetim krizi oluşmaz, kapitalizmin ve sömürücü sınıfların yönetememe krizine çözümleri süreç içinde deneyimlerle zenginleşmiştir. Kısaca özetlersek bu tarihi tecrübe şu aşamalardan geçmiştir:

1) Eski toplumsal düzenin aristokrasisinden devralınan zor kuvvetleri

2) Kiliseden devralınan moral ve maneviyat kuvvetleri

3) Yeni yönetimin katılımcılık, yurttaşlık ve anayasal haklar gibi kişiler arasında eşitliğe ve hürriyete dair yaratılan algıdan beslenen motivasyonlar

4) Özellikle birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savaşlarının tecrübelerinden donatılıp üst evreye evirilmiş derin kuvvetler

5) Kriz yönetimi – algı yönetimi ile kitlelerin bilincini yönetme ve şayet kriz kaçınılmazsa onu kontrollü şekilde sürdürecek tedbirlerle planlama

6) Üsttekilerden bağımsız bir şekilde arzulanıp arzulanmaya bakılmaksızın fiili gerçeklikten doğan, teknolojik gelişimin; yaşam standartlarını tüketim nesneleri olarak geliştirip-evirdiği bir nispi refah durumu yaşanmıştır. Örnek olarak; radyo, televizyon, cep telefonu ve araba gibi teknolojik gelişimin hayat standartlarında getirip götürdüğü şeyler vardır.

Burjuva sistemler zaman zaman yönetememe krizleri yaşar. Bu krizler esnasında devrimci güçler etkinlik koyarlarsa devrimci durumlar gelişir. Günümüzde bu tip krizlerin başlıca dinamiklerini ele alalım:

1) Esas olarak burjuva toplumun “nimetlerinin” canlı kanlı özneler olması ve onların emeği ile doğanın kendisi oluşu, toplumsal krizleri ve ekolojik yıkımı kaçınılmaz hale getirir. Burjuvazinin buna dair yapabileceği fazla bir şey yoktur. Burjuvanın varoluş hâli olan sermaye yoluyla, toplumsal üretim sürecinin mahsullerini artı değer şeklinde el koyup metalaştırması kaçınılmaz bir emek sömürüsü krizini beraberinde getirir. Piyasaya yatırımın toplumsal ihtiyaç temelli değil, kârlılık temelli yapılması sonucu gelişen sanayi ve üretimin çarpıklığı, ürün fazlası ve yetersizliklerini doğurarak sermaye döngüsünü tıkar. Kitleler, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi nedenlerle yıpranırlar. Rekabet koşullarında iflas eden şirketlerle beraber işsizliğe sürüklenen işsizler ordusunun sisteme karşı memnuniyetsizliği artar.

2) Savaşlar ve uluslararası krizlerden kaynaklı doğan yıkımlar, ambargolar ve güvenlik kaygısı krizleri derinleştirir.

3) Ekolojik felaketlerin çarpık kentleşmeyle bağlantılı büyük yıkımlara neden olması toplumsal sistemlerde siyasal krizlere neden olur. Doğal felaketler ve doğanın tahribatı 20. yüzyılın son çeyreğinden beri, kitlelerin gündemlerinden birine dönüşmüştür ve doğanın nesneleştirilmesine dair kitle hareketleri gelişip hükümetlerin yönetememe krizlerini etkilemiştir. Örnek olarak; 1999 depreminin toplum maneviyatında dinsel eğilimleri artırması ve Kemalist düzenin sarsılmasında ciddi etkileri olmuştur. Avrupa Orta Çağ’ında görülen kara veba salgınları burjuva reformlarının tetikleyicilerinden biri ve kilisenin engizisyon sürecine girip yıpranışının tetikleyicisi olmuştur. Avusturalya’daki yangınlar hükümete yönelik ciddi tepkiler doğurmuştur.

4) Kişisel ve kolektif kimliklere yönelik sistematik baskılar toplumsal isyanlara neden olabilir. Bunun için 28 Şubat, e-muhtıra süreci, Gezi İsyanı ve Kobane direnişinin örnekleri bile yeterlidir. Sonuç olarak gerek kolektif haklara ve kimliklere yapılan saldırılar olsun, gerekse de bireysel haklara yönelik olsun baskıcı yaklaşımlar krizlere neden olmaktadır.

Yönetememe krizi yukarıdaki esaslı kaynakları dışında, bazen de hâkim sınıf içindeki krizlerden ortaya çıkabilir. Egemen sınıf içerisindeki bu krizler esasta bizim için işin özünü değiştirmediği için ikincil boyuttadır. Ancak egemen sınıflar arasındaki çelişkileri gözden kaçırmamakta fayda vardır. Bu krizleri klik savaşları ve pazar kavgaları olarak ikiye ayırabiliriz:

1) Klik savaşları aynı cephede ve ülkede bulunan bir iktidar savaşı halidir. Klikler grupsal çıkar kavgaları düzeyinde birbirine girdiklerinde ciddi yönetememe süreçleri gelişir. Ülkemizde, Kemalistler ile Millî Görüş kliği arasındaki krizin özü budur. Bazen liberal korumacı ekonomi içerikli, bazen bürokrasi özel sermaye krizi olarak, bazen de büyük tekellerle orta burjuvazinin veya ikinci derece rol oynayan büyük burjuvazinin kavgasıdır. Bazen silah sanayisinin savaş ekonomisindeki çıkarları ile barıştan çıkarı olan karşıt klikler çatışırlar. Farklı dinamiklerden kaynaklı aynı cephedeki iki klik arasında iktidarın paylaşılamadığı durumlar her dönem karşımıza çıkabilir. Özgün örnekler çoğaltılabilir fakat işin özü değişmemektedir.

2) Farklı ülkelerin hâkim sınıfları arası yaşanan çatışmalar, bu kliklerin bölgesel ve küresel savaşlarda son kozlarını paylaşmaları biçiminde görülür. Ancak o aşamaya gelene kadar rakip klikler siyasal ve iktisadi çelişmeler ile içlerindeki dinamikleri kızıştırmak gibi metotlar kullanarak sürece müdahil olurlar. Bugün Suriye’de farklı ülkelerin işgalci emperyal güçleri ile Suriye içindeki egemen sınıflar arası klik savaşları yaşanmaktadır. Bu tip krizlerin çözümü iktisadi, siyasi ve askeri zaferlerle belirlenir.

 

Yönetememe krizi her zaman devrimi besler mi?

Yönetememe krizlerinde hoşnutsuz kitleler radikal dönüşümlere meylederler. Bu tip dönemlerde radikal değişim vadeden ve örgütsel gücüyle güven verebilen etkili bir grup gördüklerinde kurtuluşu batan gemiden, o grubun filikasına çıkmakta bulurlar. AKP’nin gelişimini bu noktadan okuyabiliriz. Faşistler (Hitler, Musollini, Franco) bu temelden kitle desteğini topladılar. Diğer taraftan komünist hareketler ve anarşistler de bu temelden beslenerek dünyanın çeşitli yerlerinde güçlendikleri oldu. Birçok devrim ve karşıdevrim krizlerden beslenir. Sistemde yönetememe ve eskisi gibi yönetilmek istememe krizi, radikal akımların köklü kurtuluş vaatlerini kitlelere benimsetir. Kitleler yaşam kavgasının en kızıştığı anlarda kurtarıcı vaatlerin paket programlarına daha ilgili olurlar. Devrim veya karşıdevrim yapan hareketlerden çok daha kurumsal ve örgütlü olan birçok siyasal hareket, bu tip krizlerin sertliğinde tasfiye olurlar. Öte yandan kriz anında revaçta olan bir siyasi hareketin programı, sistemde istikrarın daha çok olduğu, memnuniyetsizliğin bir varlık yokluk algısına dönüşmediği dönemlerde sert söylevler dile getirecek olursa kitleler aynı ilgiyi göstermezler. Bu tip dönemlerde halk sistem içine yöneldiğinden halkın eğilimlere uygun bir politik kampanya değişimi gündeme gelir. Bunu Lenin’in 1905 Devrimi öncesi ve sonrası yazılarını incelediğimizde görebiliriz.

Burjuvazinin yönetememe krizlerinin hallerine bakınca şunu apaçık görürüz; son raddede aşılamayan ve muhalefetin baskısının olduğu süreçte ya reformlar yoluyla ya da kellelerin alınması yoluyla krizden çıkılır. Burjuvazinin krizden çıkmak için son silahına kertenkele taktiği diyebiliriz. Bunu reform paketleri olarak tanımlayan burjuvazi bizi bu reform kelimesi ile oyalayıp, yaralarını sarma ve kitleleri sisteme kanalize etmek için kullanır. Reformlar oldukça enteresan bir özelliğe sahiptir, esasta reformu çıkaran sistemin ömrünü uzatmakla kalmaz aynı zamanda güçlendirir. Burjuvazi, reform hareketleri ile iyileştirme, komünistler ise kazanım mesajını verirler. İki tarafın da kazançlı olduğu bu ilişkide eşyanın tabiatı gereği esas kazanan burjuvazidir. İki sınıfın da kazançlı çıkacağı tüm ilişkiler özel mülkiyet üzerinden mümkündür.

H. K. Zachariadis