Toplumsal sistemin çoklu yapısı ve buna bağlı olarak gündelik yaşamda açığa çıkan durumların yansıması ve yankısı her bir toplumsal kategorinin bakış açısına, duyarlılığına ve kültürel şekillenişlerine göre farklılıklar arz etmektedir. Sistemin sömürü ilişkilerinin sızdığı her bir kategoride açığa çıkan olgular ve olaylar, sistemi tek yanlı ele alan kavrayışlardan ötürü, sisteme karşı mücadelede açığa çıkabilecek siyasal dinamizmi önemli ölçüde zayıflatarak sistemin daha fazla kendisini güçlendirmesine neden olmaktadır. Öyle toplumsal durumlar vardır ki, birey sistemin bütün toplumsal kategorilerinde sömürü, şiddet ve ayrımcı politikaları aynı anda bütün boyutlarıyla yaşamaktadır. Bazı durumlarda ise, bir ya da birkaç kategoride avantajlı ya da dezavantajlı olabildiği halleri eş zamanlı yaşayabilmektedir.

Gündelik yaşamda her an karşılaştığımız olgular ve olaylar sistemin kendisini nasıl ürettiğini ve buna karşı geliştirilecek mücadele anlayışının nasıl biçimlenmesi gerektiği noktasında ipuçları sunmaktadır. Pınar Fidan’ın “stand-up” gösterisi Alevilerin ve Alevilerin sistemle yaşadıkları sorunlara karşı duyarlı olan kesimlerin eleştirileri ve tepkilerine neden oldu. Pınar Fidan, kendisine karşı geliştirilen tepkiler nedeniyle sosyal medyadan açıklama yaptı; Fidan, kendisinin de Alevi olduğunu ve “stand-up” gösterisi yaparken de Alevilere yönelik ayrımcı bakış açısını ve yönelimleri görünür kılmak maksadıyla ironi yaptığını belirtti. Pınar Fidan’ın farkındalık noktasında ironi yaptığını ifade etmesi gerçekliği yansıtmıyor. Çünkü, farkındalık Alevilik ve Alevilerle kurulacak özdeşlikle mümkün olabilirdi. Bu son derece mümkünken Pınar Fidan linç kültürüyle özdeşlik kurmayı tercih etmiştir. Alevi olduğunu ifade etmesi de ayrı bir paradoks gibi durmaktadır. Pınar Fidan’ın “stand-up” gösterisinde Alevilere yönelik linç kültürüyle kurduğu özdeşlik derin bir Alevi nefretini içselleştirmiş ve kendisine yabancılaşmış bir kişi profilini yansıtmaktadır. “Şaka, mizah ve eğlenme” anlayışının çoğu zaman ötekileştirilen toplumsal kimliklere yönelik nefret dili üzerinden gerçekleştirilmesi, sistemin, bireyin ve toplumun bütün hücrelerine kadar nasıl sirayet ettiğinin göstergesidir. Sistemin sömürdüğü, ötekileştirdiği ve kıskaca aldığı kimliklere yönelik geliştirilen ötekileştirici politik tutumlar “stand-up ve ironi” olarak ele alınamayacaksa bile, kendi dışımızdaki kimliklere karşı geliştirdiğimiz ayrımcı ve ötekileştirici üslup, ifade tarzı ve anlayışımızın aslında mücadele ettiğimizi düşündüğümüz sistemin bir yansıması olduğunun bilince çıkarılarak bir stand-up gösterisinin ironi konusu olabilir.

Pınar Fidan’a yönelik eleştiri ve tepkilerin gelişmesi son derece anlaşılırdır ve zaten eleştirilerin olması da gereklidir. Ancak gösterilen tepkilerin ana ekseni problemli, ötekileştirici ve tek yanlıdır. Meseleye bu noktadan bakıldığında Alevi kimliği ekseninde geliştirilen tepkiler kendilerine yapılan haksızlığa karşı çıkma halini aşarak, Pınar Fidan’ın toplumsal cinsiyet kimliği üzerinden aslında bütün kadınlara yönelik nefrete, ayrımcılığa ve linçe dönüşmüştür. Hatta Alevi ve toplumsal cinsiyet kimliği noktasında kadın olan bir birey, Alevilere dönük bir ayrımcılığa tepki gösterirken diğer yandan kendisinin de aidiyet duyduğu kimliğe karşı bu nefret siyasetinin parçası olabilmektedir. Linç durumunu ileri götürüp emniyet genel müdürlüğünü hatta ve hatta Süleyman Soylu’yu Pınar Fidan hakkında işlem yapılması için sosyal medyadan videolara etiketleyenler olurken, soruşturma açılması için de birçok kişi ihbarda bulundu. Alevilerin sisteme ihbarda bulunmaları kendilerine karşı kullanılmış yöntemleri başkalarına kullanma noktasında yaşadıkları yabancılaşma halidir.

Egemen kültürün dışlayıcı, şiddete ve tahakküme dayalı ilişkilerini bünyesine dahil eden birey ve toplum kendisine karşı öz-eleştirel bir yaklaşım da göstermiyor. Sistemin çeşitli politikalarla sömürdüğü toplumsal bir sınıf ve kimlik, yine sistemin ötekileştirdiği başka bir sınıf ya da kimliğe karşı ayrımcı politikalar izlediğinde gösterilmesi gereken tepki, eleştiri ve tavrın niteliği oldukça önemlidir. Ayrıma ve nefret siyasetine maruz bırakılan bir kesim kendi eleştirisini ve tutumunu sergilerken başka bir kesime dönük nefret ve ayrımcılık temelli bir siyaset benimsemesi öz-eleştirel bir dönüşümü sağlamıyor. Bu durum her bir kesimin kendi ayrıcalıklı konumuna yaslanarak süreci manipüle etmesine neden oluyor. Alevi Türk’ün; Kürtlere, Ermenilere, Romanlara, LGBTİ+lara, Sunni Türk işçinin; Kürt, Ermeni, kadın ve Alevi işçilere, ataerkillikle mücadele iddiasında olup toplumsal cinsiyet rolleri noktasında Translara yönelik dışlayıcı politikalar üreten terfler vb. toplumsal durum ve hal üzerinden açığa çıkan gerçeklik toplumsal kategoriler arası dışlayıcı siyasetin ifadesidir. Sisteme karşı mücadelede toplumsal kategorilerin haklı ve meşru pozisyonu tartışılmayacaksa bile kendi ayrıcalıklı yanlarına dayanarak mücadele etme eğilimleri bütünsel bir sistem karşıtı mücadelenin olanaklarını zayıflatma noktasında tartışılacak boyuttadır.

Peki, neredeyse yaşamın her anında bazen görünür olup gündeme gelen bazense görünür olmayan bu tür olaylara ve olgulara yaklaşımımız nasıl olmalıdır? Aslında bu noktada göstereceğimiz yaklaşım son derce basit olmasına rağmen toplumun ve toplumsal organizasyonun karmaşık hali, durumları çıplak gerçeklikleriyle görmemizi ve algılamamızı zorlaştırmaktadır. Şeylerin, olguların ve olayların iç içe geçmesi, toplumun çeşitli sınıf ve kimlik kategorilerine bölünmüş olma halleri gerçekliğin ters yüz olarak çarpık bir biçimde görünmesine sebebiyet verir. Sınıf ve kimliklerin sistem karşıtı mücadelesini kesişimsel siyasal bir anlayış noktasında gerçekleştirmek, sisteme karşı mücadele eden bütün toplumsal kategorilerin parça-bütün ilişkisi içerisinde sistemle köklü bir mücadelenin olanaklarını yaratabilir. Toplumsal yaşamda açığa çıkan durumlar ve bunlara karşı geliştirilen siyasal politikaların sadece bir kategoride konumlanma ve onun üzerinden tavır geliştirme noktasında değil, sistemin ürettiği bütün toplumsal sorunların çözümüne dönük olmalıdır. Sistemi sorgulama noktasında yaşamın gösterdiği olgular ve olaylar bu sorgulamayı sağlıklı bir biçimde yapmamızı ve yeni bir anlayışa dayalı kesişimsel bir sistem karşıtı mücadele hattını oluşturmayı olanaklı kılmaktadır.

Sonuç olarak; Pınar Fidan’ın farkındalık yaratma argümanına ve kendisinin de Alevi olduğunu beyanına dayanarak durumu manipüle etmesi doğru değildir. Pınar Fidan, yaratmış olduğu ayrımcılık ve linç kültürüyle yüzleşmeli ve özür dilemelidir. Sanat, stand-up ve  mizah ayırımcılık ve linç kültürü besleyerek hakim kimlik ve kültürlerle özdeşlik kurarak değil, tam aksine linç kültürüne yönelik yapılarak ayrımcı politikalarla mücadele eden kesimlerle özdeşlik kurularak yapılmalıdır.

M. Bakırciyan