Kapitalizmin şafağında ortaya çıkmaya başlayan siyasal uluslaşma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ulus devlet, tarihin eski aşamalarından beri var olan kavimleri boyunduruk altına aldı. Ulus devletin kurucu unsuru olan hakim ulus, diğer ulus ve milliyetleri kendi bünyesine dahil etmeye ya da zor yoluyla yok etmeye çalıştı. Ulus ve milliyetler, geç kalmışlık ve siyasal anlamda uluslaşamamanın yarattığı gerçeklik içerisinde kendilerini zorda olsa günümüze taşıdılar. Aynı zamanda günümüzde ciddi problemlerle karşı karşıya olan coğrafyamızdaki ulus ve milliyetlerle ilgili süreçlerin incelenmesi, Türkiye’deki siyasal sistemin niteliğini ve yapısını yansıtmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sömürgeci anlayışına ulus devlet olma halinin getirdiği siyasal karakterin de eklenmesiyle, ulus ve milliyetleri kıskaca alan Türkiye Cumhuriyeti inkár, imha ve zorla kültürleme pratikleriyle Osmanlı İmparatorluğu ile kıyaslandığında “boynuzun kulağı geçmesi” gibidir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan batılılaşma ve modernizasyon süreci Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla geç kalınmışlık sendromuna dönüştü. “Muasır medeniyetler” seviyesine ulaşma telaşı, dörtnala “ilerleme” anlayışıyla birleştiğinden, zaten problemli olan batı modernizmi, ulusçuluğu ve aydınlanmacılığı Türk entelijansiyası[1] tarafından toplum mühendisliği biçiminde üstten dayatılarak uygulandı. Bu problemli kavrayış soyut bir siyasal kavramsallaştırma ile siyasal uluslaşma kimliği (Türklük) yarattı.

Bu soyut siyasal kavrayışın da etkisiyle Türkiye’deki egemen sınıf, coğrafyada yaşayan ulus ve milliyetleri soykırım, katliam ve zorla kültürleme uygulamalarıyla fiziki ve kültürel imhaya tabii tuttu. Coğrafyada yaşayan ulusların “kendi geleceklerini belirleme hakkı” çiğnendi ve buna karşı isyan eden uluslar, ekonomik, kültürel, askeri vb. araçlarla mümkünse sisteme uyumlu hale getirilecek ve eğer bu sağlanamıyorsa da yok edileceklerdi.

Ermeniler, Pontus Rumları, Kürtler, Pomaklar, Çingeneler, Çerkezler ve onlarca ulus ve milliyet tekçi ulus devlet anlayışının çeşitli siyasal uygulamaları ile yüz yüze kaldılar. Ermeniler, İttihatçılar ve Kemalistler tarafından soykırıma tabii tutularak ulusal birlikleri dağıtıldı. Pontus Rumları katliam ve mübadele süreçlerini yaşadılar. Uğradıkları bütün siyasal katliamlara rağmen ulusal birlikleri bir türlü dağıtılamayan Kürtler sancılı bir mücadele aşamasından geçerek “ruh-i şekillenme” maneviyatlarını güçlendirdiler.

Türkiye Cumhuriyeti, yaşamda ve kamusal alanda ulus ve milliyetlerin kimliğini inkâr etti, eğitim kurumlarında tek dili dayattı. Türk olmayan bütün milli kimliklere kamusal yaşama ancak Türk kimliğinin kabulü üzerinden dâhil olmalarına izin verildi. Türkiye Cumhuriyeti, coğrafyada yaşayan bütün ulus ve milliyetleri zorla kültürleme politikalarını dayatarak ulusal ve milli kimlikleri sisteme uyumlu hale getirmeye çalıştı.

Birçok milliyet zorla kültürleme politikaları nedeniyle kendi milli benliklerini kaybetme noktasına geldi. Eritme siyaseti eğitim kurumlarından tutalım da yaşamın her alanında kadar uygulandı. Bu siyaset, farklı milliyetlere mensup bireylerde Türk üst kimliğini ve kültürüne dâhil olma eğilimlerini güçlendirerek, kendi milli kimliğini ve kültürünü aşağı görme halini yarattı.

Resmi ideolojinin mantığına ve anlayışına hapsolan devrimci ve muhalif kesimler de bu politikaların parçası haline geldiler. Sosyal-şoven politikalar üreten ezen ulus devrimcileri açığa çıkan olumsuz durumların dışında değillerdir. Sosyal-şoven politikalarını, sınıf indirgemeci anlayışla maskeleyerek ulus ve milliyetler sorununda devrimcilerin enternasyonal görev ve sorumluluklarını es geçtiler.

Sosyalistler olarak, ulus ve milliyetler sorununda devrimcilerin enternasyonal sorumluluğunu taşıyoruz. Bu nedenle coğrafyada yaşayan ulus ve milliyetlere ilgili yazı dizisi hazırladık. Her bir yazıda bir ulus ya da milliyeti konu edinerek ulus ve milliyetlerin genel tarihsel süreçlerini, sosyal ve kültürel özelliklerini ele alarak, ulus ve milliyetler sorununda siyasal bir farkındalık yaratarak sorunu görünür kılma ve politikalar üretme kaygısıyla hareket ediyoruz. Yazı dizimizin bu farkındalığı yaratacağını umuyoruz.

[1] Entelijansiya, “aydınlar topluluğu” anlamına gelen terim. Genellikle kültürel ve siyasal etkinliğe sahip entelektüel topluluk anlamında kullanılır.

Ozan Düş

Yazı dizisi:

1) Karadeniz’in Tarihsel Sahipleri: Pontus Rumları