Devlet halka ve göçmenlere başınızın çaresine bakın dedi, bakan sıkıntılı sıkıntılı yutturmaya çalışıyor.

Bakan koca açıkladı ricalarını, öğüt ve temennilerini. Bakan ismi boşuna verilmedi, hakkıyla eşyaya adı koyuldu. Onların işi çözmek değil izlemek, demokrasi denen kandırmacanın emekçileri oyalayan ve manipüle eden sihirbazları onlar. Onların şapkalarından çıkan çarelerin hepsi birer illüzyon. Ustaca gerçekliği saklayıp, bizi aldatmacalarla idare ediyorlar.  Bakan dedi ki ‘’siz büyüklerimizin öğüt ve nasihatlerine ihtiyacımız var, bu nedenle sizde bu seferlik bizim öğütümüze kulak verin’’. Bakan koca yaşlılardan sokağa çıkmamalarını rica etti ki bakanın çözümü araba park eder gibi yaşlıları eve yerleştirmekten başka bir şey değil. Adeta ardiyeye eşya koymak kadar sorunsuz ve ideal. Yalnız yaşlılar da merak ediyor ihtiyaçlarını kim karşılayacak, öyle ya ekmek lazım, yemek lazım ama onu da çözmek demokrasinin işi değilmiş meğer. Anayasaya yazılı ‘’Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir’’, sağ olsun yazmışlar sorumluluğu fakat kitapta ne yazarsa yazsın burjuvazi bildiğini okuyor. Demek ki anayasal demokrasi de pek yeterli değilmiş. Yaşlılar çaresiz düşünüyorlar, ihtiyaçları kim karşılayacak. Aile bağı sürenler bir nebze rahatlar, gençler birazcık ilgilenir bakanın düşünmediğini düşünür insaflı davranırlar. Peki, bu gençler sokaktan koronavirüs ile gelecek olsalar, işte bu hükümletin umurunda değil. Hükumete göre biz kaderimizi çekeriz bize her gelen Allah’ın takdiridir. Ama ayakkabı kutusunda paraların yakalanması, pahalı kol saatleri, rüşvetler, Suriye siyaseti, askeri darbe girişimleri kadere mahkum edilemeyecek girişimler. Onlara yönelik olana tedbirler alınmış, bize yönelenlerin takdiri Allah’a bırakılmış.

Kimi yaşlıların kendilerine sahip çıkacak kimsesi yok, üstelik komşularla da arası kötü huysuz ihtiyarların vay haline. Onlara ne olacağının yanıtı Bakan Koca’nın şapkasından çıkmadı.

Sosyal mesafeyi koruyun diyor bakan. Sokağa çıkmama ve işe gitmemeyi vatandaşın takdirine havale ediyor. Açıkçası sizin yemeniz, içmeniz, sağlık önlemleriniz, faturanız, kiranız sizin sorununuz diyor. Sokağa çıkma kararı alıp bu sorumlulukları alacak bir devlet yok ortada. Demek ki bu devletin tüm varlığı kodamanlar için. Fakat vatandaşlık görevleri salgında veya afette kendi başına bakması gereken halkın omuzlarında. Öğrenci yurtları karantina kampı yapılıp öğrenciler sokağa atılıyor. Öğrenci hasta olmuş, sefil olmuş oda devletin kafasını meşgul etmiyor. Kışlaları boşaltın, politik mahkumları, tutsakları ve basit adli suçtan yatanları serbest bırakın. Kışlalar ve hapishaneleri salgın hastanesi yapın çok mu zor. KHK ile hukuksuz bir şekilde işten atılanları ölüm görevi çağrısı gibi salgın hastanesi kapsamında göreve çağırdılar, ama bu öyle çağrı gibi de değil gelebilirsiniz gibi utangaç bir çağrı; gelirseniz işiniz salgın, böylesi zamanda kimse görevden kaçamaz deniyor. KHK’lıların, durumlarına sessizce seyirci kalanlara ve linççilere hala ödenmemiş borcu varmış anladık.

İstanbul’da her şey çok güzel, İETT sefer sayılarını azalttı ve azalan yolcuları az kalan seferlerle istifleyerek taşıyor. Vatandaşlar kaynaşıyor ve Ekrem Başkan oldukça huzurlu olmalı.

H. K. Zachariadis