11 Eylül anti terör yasalarının, toplumsal muhalefete dönük sistem saldırılarının evrensel kaldıracına çevrildi. Emperyalizm ve burjuvazi ister kendisi tezgahlasın, ister yaşamda gelişsin her krizden fırsat çıkarır. 11 Eylül saldırıları, El-kaide, Taliban ve yakın tarihte de İŞİD yeni sömürgeciliğin ve emperyalist bloklar arası pazar kavgalarının kaldıracına dönüştürülmüştür. Bu pencereden baktığımızda yeni sömürgeciliğin batı emperyalizmini soktuğu tıkanıklıklara da çözüm aradığı bu süreçte pandemi de ilaç gibi gelmiştir.
Bu kadar önemli bir iddianın dayandığı çok temel bir veri var. Öncelikle batı emperyalizmi ciddi anlamda pandemi kaosu ve korkusunu beslemekte fakat hastalığın yayılmasına seyirci kalmaktadır. Şayet bu salgını bu kadar önemsiyorlarsa neden ciddi karantina önlemleri almıyorlar? Bunun ekonomik yükü olabilir fakat dedikleri kadar ciddi bir tehditse onları da vurmayacağının bir garantisi yok. İzlenen siyaset pandeminin topluma yavaşça yayılması, kontrollü bir şekilde enfektenin elediği insanları eleyip kalanda bağışıklık yaratmasıdır. Bu ciddi bir tehdit olmasına rağmen önlem almıyorlarsa o durumda sosyal güvenlik sistemine yük olan nüfustan kurtulmak istediklerini düşünebiliriz. Bu hastalığın tıbbi tekellere sağladığı piyasa avantajları bu kaosun bu çapta yaygınlaşması için yeterli bir neden değildir. Bu durumda esas mesele korku ve kaosun bilinçli olarak kriz yönetiminde kullanıldığıdır. Bu korku ve kaos iklimi toplumların ve muhalefetin terbiye edilip, finalde büyük sistemsel değişikliklere ve özgürlüklerin gaspına giden bir otoriterleşmenin rıza inşası sürecidir.
Batı emperyalizmi ve müttefikleri yeni bir rektifikasyon sürecine girmektedir. Ufukta görünen liberal faşist diktatörlükler, kontrol ve denetim toplumunun biyolojik enstrümanına, ohal ve sıkıyönetim gerekçelerine de sahiptir. Şu anda NATO bloğu üyesi sistemlerde ve müttefiklerinde otoriter liderlere kayış, demokratik haklarda kısıtlama, insanların sağlık ve güvenlik sorunları gerekçesiyle teknolojiden ve krizden istifade fişlenip, istiflenmesi sürecine girdik. Bu sürecin getireceği şeyleri özetlersek;

1) Otoriter, bağnaz liderlere yönelim gelişecektir.

2) Güvenlikçi önlemler ve kitle manipülasyonları bağnazlığın tarihsel kökünün güçlü avantajlarıyla korku ve kaos havasını kullanacaktır.

3) Çipler ve herkesin fişlendiği veri bankaları ile toplumsal muhalefet baskılanacaktır.

4)Neo faşist diktatörlükler, batı pazarlarındaki liberal kuralları kendine bükerek nemalanan bürokratik devlet kapitalizmi gibi araçlarla, özel sermayenin eksik bıraktığı pazar alanlarını devlet tekelleri üzerinden milli bir zeminde dolduracaktır. Bu sayede rakip emperyalist güçlerin (esas olarak Çin) arpasını keseceklerdir.

Burjuvazi çıkarları için, kitle psikolojisini manipüle etmede ve rızalarını sağlamada otoriter liderler böylesi süreçlerde şarttır. Korku ve kaos ikliminde böylesi kurtarıcı, baba figürlü liderler kitlelerin kendilerini yetersiz hissetmesini ve otoriter sistemin yüceliği gölgesinde bekanın mümkün olduğunu düşündürür. Bunun için yüce liderlerin buyruklarının desteklenmesi doğal ve zorunlu tavizlerdir. Bunların verilmesi manipüle edilen halkın bilincinde güvenlik ve istikrar için şarttır. Bir kez bu otoriter sisteme geçilip, fişlenme ve zapturapt sağlandığında liberal ekonomi ile burjuva demokrasinin nimetleri arasında bir müdahale zemini yaratılır. Emperyalist ülkelerde serbest piyasanın sınırlanıp, rakip emperyal güçlere pazar alanının daraltılması sermayenin ulusal çıkarlarının korunmasını sağlar. Yeni sömürge ülkelerde çoktandır girmiş olan batılı tekellerin, sömürdükleri ülkelerin siyasetindeki etkinliği batının çıkarlarını korumak için oldukça yeterlidir. Şu an geliştirilen kaos ve korku atmosferi kesinlikle bizim sağlığımızla ilgilenilmediği bu durumda sadece bu şekilde açıklanabilir. Peki pandemi abartılan bir durum mudur? Hayır bunu söyleyemeyiz. Bu konuda elimizde her ne kadar güvenilir bir veri olmasa da ciddi bir nüfus kırımı gerçekleşmektedir. Burjuvazinin tedbirsizliği, işsizlik, sosyal güvenlik yükü gibi sebepler düşünüldüğünde muhtemelen üretim sürecini aksatmadan bedelin ödenmesi, ödenen bedelin de sosyal güvenlik üstündeki yükü hafifletmesi umulmaktadır. Bu hastalığa hükümetin tümden tepkisiz kalması bariz bir kitle katliamı görüntüsü ortaya çıkarırdı. Ayrıca korku kaos ikliminin sistem lehine bükülüp rektifiye edilmesinde toplum desteği sağlanamazdı. Ama bu hastalıkla samimi mücadele ediliyor olsaydı devlet sürecin mali yükünü omuzlar, karantinayı tüm yerleşim yerlerinde uygular ve toplumun temel ihtiyacını kolluk güçleri ile sağlayabilirdi.

H. K. Zachariadis