İçinde yaşamak zorunda bırakıldığımız (NATO üyesi ülkelerin ve Hollywood’un korku senaryolarını andıran) Covid-19 salgınının toplumsal sonuçlarına ilişkin ileriye dönük birçok çıkarım yapılmaktadır. Bu bakış açılarından birine göre, pandemi mevcut iktidarları güçlendirebilecek bir silahken, bunun karşıtı bakış açılarına göre, pandemi kapitalizme “bir darbe ve komünizm ihtiyacının yeniden icat edilmesine yol açabilecek” etkinin çıkış noktası olabilecek bir aşamadır.[1] Bu noktada son günlerde olumlu çıkan çeşitli yazılar bulunmaktadır ve düşünceye göre, “faşizm geliyor” tarzı yazıların yazılmaması gerekmektedir.[2]

Ne var ki, bu iyi niyetli düşünceleri toplumsalın gelişimi açısından olumlu bulmakla beraber, birkaç noktayı faşizm ve mevcut pandemi temelinde hatırlatmakta fayda var. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, mevcut faşizm tanımlamalarımızda ciddi bir arkaiklik söz konusudur. Bu açıdan, yapılmakta olan faşizm tanımlamaları, klasik olarak adlandırabileceğimiz faşizm zemininden yapılmaktadır. Örnek olması açısından bu kategoriye Musolini, Hitler ve Franco tipi faşizmleri koyabiliriz. Halihazırda da klasik faşizm kavramı noktasında sırladığımız bu üç karakter en bilinen örnekler olmalarıyla ilk akla gelen isimlerdir. Daha çok George Dimitrov’un ortaya koymuş olduğu düşünüş yaklaşımından Üçüncu Enternasyonal’in düşünceleri olarak boy veren görüş, birçok ülkedeki demokratı hala daha etkisi altına almaktadır. Enternasyonalin haricindeyse (günümüz düşün ve akademik liberal bakış açısından) batı değerlerinin, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında kendi sistemlerini inşa etmek açısından yine Musolini, Hitler ve Franco’cu göndermelerle faşizmi tanımladıklarını görüyoruz.

Mamafih, bu düşüncelerin özellikle 1990’lar sonrasında çöktüğü evreleri çoktan geride bırakmışken, bugünkü dönemde, yine eski tarzda faşizm tanımlamaları üzerinden bir faşizm tanımlanmasının tercih edildiğini görüyoruz. Oysaki şunu açıkça görmek gerekir ki,  Walter Benjamin’in Tarih Meleği mevcut batı devletlerinin liderlik profilleri açısından hayatımızın ortasında uçuşunu sürdürüyor. Benjamin’in Tarih Meleği en aleni örnekleriyle İtalya’da Berlusconi ve Salvini üzerinden, Birleşik Krallıkta Thatcher ve Johnson üzerinden, Amerika’da Bushlar ve Trump üzerinden bize bir hatırlatmakta bulunmak için uçuşunu sürdürüyor. Sıraladığımız bu ülkelere ve kişilere ne yazık ki, birçok ülkeden sayısız örneği verebiliriz.

Dahası bu durum, sadece bizim keşfettiğimiz bir bakış açısı olmamakla birlikte, son yıllarda etkili bir biçimde akademik dünyada da görünür olan bir tesirde kendisine alan açıyor. Birçok kitap ve makale bu konuda yazılmaktadır. Bu bakış açılarında anlatılmak istenen, bugünkü popülizmin başta batılı ülkelerin politik yaşamı olmak üzere, dünyanın her yerindeki yönetimler noktasında daha fazla ağırlık kazandığı ve bunun kökenlerinin tarihsel faşizm tanımlamasından beslendiğidir. Bu nedenle Trump, Salvini, Le Pen, Jonhson ve benzerleri gibi kişilikler, yeni tipte faşizm olarak adlandırabileceğimiz bir merkezde durmaktadır. Buna bir yönüyle neo-faşizm de diyebiliriz.

Şimdiye kadar sunmaya çalıştığımız perspektifin Türkiye’deki düşünce dünyasında çok etkili olmadığını görebiliyoruz. Bunun en büyük nedeni, Türkiye’deki mevcut iktidarın yönetimindeki despotik faşizm dilinin, batı ülkelerindeki devlet biçimlerinden ayrı görülmesinden kaynaklanmasıdır. Bunun diğer bir nedeniyse, Türkiye’deki çok ilerici bakış açılarına sahip olduğunu farz ettiğimiz kişilerin ilk nedene paralel (birazda ilerlemeci bakış açısının tesiriyle) batının değerlerine yönelik hayranlığıdır. Bu o kadar etkin bir algıdır ki, Türkiye’nin her türlü “tukakalığına” karşı batı değerleri Türkiye’nin karşısına konulur. Sonuç olarak, Türkiye’nin faşist yönetimlerine karşı örnek olması sebebiyle batı devletlerinin yönetimindeki kişiler sadece bir deli olarak görülürler. Üzücü olan, Türkiye ve batı devletlerinin yönetimindeki düşüncenin tarihsel ve toplumsal birliğinin görünmemesi ve aklanmasıdır. Bu nedenle, batıdaki küçük Nazi grupları üzerinden tarihsel faşizme gidilmekte, Benjamin’in Tarih Meleği’nin kanat çırpınışları anlaşılmamaktadır.

Evet, şunu iyi biliyoruz ki, tarihsel faşizm temelinde Neo-Nazi grupları son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde oldukça etkindir. Korkutucu olan bu grupların çığırtkanlıklarına rağmen, klasik Hristiyan-Muhafazakâr ve liberal çevrelerin giderek bu tınıyı güzel bulmaları ve bu tınıyla bütünleşmeleri eğilimidir. Covid-19 günlerinde bu küçük grupların hiçbir etkinliğinin olmadığını söylemek ne kadar yanlışsa, bunların hamileri olan ve giderek birçok ülkede etkinleşerek seçimlerde yüksek oy oranları alarak hükümet ortağı haline gelen İspanya’da VOX, İtalya’da Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi’nin ve bunların çeşitli farklı versiyonlarının sessiz kaldığını söylemekte bir o kadar yanlıştır. Çin’de başlayan salgının ilk dönemlerinde Avrupa’da Çinli ve Çinli zannedilen Uzak Doğululara yönelik aşağılayıcı tavır, bugünlerde bütün göçmenlere yönelik bir tavra dönüşmekte olduğu Avrupa kamusalında görünen bir durumdur.

Öte yandan salgının Avrupa ülkelerini etkilemeye başladığı tarihten itibaren ülkelerin sınırlarını tek tek kapatmalarıyla, küçük Neo-Nazi gruplarının, onların hamileri olan hükümet partilerinin ve diğer sağcı partilerin ve hareketlerin güçlendiğini görmek gerekir. Salgının olası ilk şok etkisinin azalacağı ön görüldüğü tarih olarak verilen yaz aylarından sonra, eğer salgın azalırsa, büyük bir ihtimalle ülkelerde içe dönme ve sınırlarını korumaya paralel, sağ hareketlerin yükseleceği gözüküyor.

Yuval Noah Harari’nin belirttiği gibi mevcut salgın özellikle totaliter rejimleri güçlendirme eğilimindedir. Lakin salgın, sadece bu devletleri değil, Avrupa devletleri üzerindeki totaliterleşme gücünü de arttırmakta ve insanları iktidara yanaştırmaktadır. Bütün bunlara rağmen, ensenin karartılmaması gerekir. Çünkü mevcut kapitalist sistemin işlemediği her haliyle aşikârdır. Her ülkenin sadece kendisini düşünerek hareket ettiği bir tablo, bütün insanlığa bir darbe olarak geri dönmektedir. Belki de Pandemi bu yönüyle, insanların hem bireysel yaşamlarına hem doğaya ilişkin hem de toplumsal sorunlara ilişkin kafa yormasını sağlayabilecek bir bütünlükle olaya bakmasına yol açabilir. Diğer bir yönüyleyse, etkin bir toplumsal muhalefetin dünyanın her yerinde büyük bir noksanlıkla durmasını göz önünde bulundurursak, bu tersine bir etkide yaratabilir. Bununla baş edebilmenin ilk koşulu, herkesin kendi yaşam alanında soruna ilişkin farkındalığını ortaya koyması ve sorunla bütünleştirmesinden geçer. Diğer türlüsü, “istenilen olumlu hülyalar gerçekleşecek ve komünizm gelecek” demek olur ve bu sadece istenilenin dışa vurumu olarak kalacak ve iyi niyetli bir temenni olmanın ötesine geçemeyecektir.

Tufan Bozkurt

[1] https://www.rt.com/op-ed/481831-coronavirus-kill-bill-capitalism-communism/

[2] https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2020/03/29/avrupa-panoramasi-virusten-fasizm-cikar-mi/