Cumhuriyet en başından beri ezilen ulus ve milliyetlerin kanları üzerine inşa edilmiştir. Henüz 1800’lü yılların sonları Ermenilere yönelik katliamlara başlandı. 1915’e gelindiğinde İttihat ve Terakki tarafından 1 milyon dan fazla Ermeni, 100 binden fazla Ezidi, 300 bini aşkın Süryani, Asuri, Keldani, Nasturi soykırıma maruz bırakıldı. Aslında tarihi daha eskilere dayansa da esası 1919’da örgütlenen Pontus (Pontos) Rum Soykırımı Anadolu ve Mezopotamya’daki gayrimüslimlere yöneltilen soykırımların son perdesini oluşturmaktadır.

1911 yılında İttihat ve Terakki tarafından Rumlara karşı bir tehcire başlanır. Tehcir ile birlikte Rumların sermayesinin Türk-Sünnileştirilmesi ve Anadolu-Mezopotamya’nın ezilen ulus ve milliyetlerden arındırılarak ulus devlet inşasının temelleri atılması hedeflenmektedir. 1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun, Giresun’da 134.078, Niksar’da 27.216, Tokat’ta 64,582, Trabzon’da 38.434, Maçka’da 17.479, Şebinkarahisar’da 21.448, 1921-1923 yılları arasında gerçekleşen mübadele sırasında ise 50 binden fazla, toplamda 353 bini aşkın Pontus Rum soykırıma maruz bırakılmıştır. Sonrasında ise 1922-1924 yılları arasında Kemalistler tarafından bu sefer de Küçük Asya Rumlarına karşı soykırım tertiplenmiş, mübadelede Küçük Asya Rumları ve 500 binden fazla Karamanlı tehcire tâbi tutulmuştur.

Pontus Rum Soykırımı’nın başlangıcı çok daha eskilere dayansa da esasını 1919 sonrası oluşturmaktadır. 19 Mayıs 1919’da İstanbul Hükümeti’nin görevlendirmesi, İngilizlerin vize ve onayı ile Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal ilk olarak Topal Osman ile görüşmüş ve Rum Soykırımı’nın talimatlarını vermiştir. Topal Osman’ın Ermeni Soykırımı sürecinde yaptığı katliamlardan kaynaklı hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olmasına rağmen, dönemin en büyük kontrgerilla gücü soykırım yeteneklerinden kaynaklı albay rütbesiyle mükafatlandırılmış ve bu yeni göreve layık görülmüştür. 1919’dan itibaren Mustafa Kemal’in denetiminde bütün Karadeniz şehirlerinde Rumlara yönelik saldırı ve cinayetler giderek artmaya başlar. Rum köyleri yakılır, dilleri yasaklanır, ülkeleri işgal edilir. Mustafa Kemal, Topal Osman’a tüm Rumları imha etmek için yol gösterir, talimatlar verir. Bir yandan Topal Osman gibi çetelerin Rum köylerine yönelik saldırıları sürerken aynı zamanda Amasya’da Merkez Ordusu adında bir ordu kurulur. Kısa bir süre önce gözlerinin önünde Pontus’taki tüm Ermenilerin katledilmesine tanık olan Rumlar, sıranın kendilerine geldiğinin farkında varır ve partizan grupları oluşturarak dağlara çıkar, direnmeye başlarlar. Ciddi bir kıyımdan geçirilen Pontus halkı canlarını vererek de kurtulamazlar. Bu yolla Rumların tüm mal varlıkları yağmalanır, sermayelerine çökülür.

Resmi tarihin Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak ele aldığı bu tarih, esasen Pontus Rum Soykırımı’nın başlangıcıdır. Öncelikle net bir şekilde belirtmeliyiz ki Kurtuluş Savaşı diye tariflenen şey devrimciler içinde büyük bir kafa karışıklığı yaratmaktadır. Emperyalizm olgusunu tam olarak anlamadan formüle edilen bir anti-emperyalizm, devrimci özneler içinde “Tam Bağımsız Türkiye” sloganlarını uzun yıllar yankılatmıştı. Buradan hareketle Kurtuluş Savaşı’nı bir anti-emperyalist mücadele olarak tanımlayan sol, Kemalistlerin hangi emperyalist güçlere karşı savaştığını açıklayamamaktadır. Resmi tarih Kurtuluş Savaşı’nın taraflarını Kuvâ-yi Milliye ve karşısında Yunanistan, Fransa, Britanya, Ermenistan olarak anlatmaktadır. Ancak bahsedildiği gibi şanlı bir direniş yoktur. Ankara hükümeti süresince sadece Ermeniler ve Yunanlarla savaşılmıştır. İtalyanlardan destek alınmış, İngiliz ve Fransızlara istedikleri her taviz verilmiştir.

Esas direnişi Antep Dörtyol’da Karayılan ve Şahin Beyler başlatmış Ege’de Çerkezler ve Efelerden direnişler gelişmiş. Onun dışında Kurtuluş Savaşı’nın henüz başından itibaren İngiliz emperyalizmiyle uzlaşan Mustafa Kemal, hedefini emperyalizme değil içerideki etnisitelere çevirmiş, görevi gereği emperyalizme karşı verilen yerel halk direnişlerini tasfiye edip İngiliz emperyalizminin güdümünde tek bir düzenli ordu kurmuş ve başta Pontuslar olmak üzere birçok ulus ve gayrimüslim inanca karşı soykırımlar tertipleyerek Londra Konferansı’na daha fazla kozla oturmak, emperyalistlerin teveccühünü kazanmak (Hatta bu uğurda Karadeniz’de Pontus Soykırımı’nı tertiplettiği Topal Osman çetesine yeni bir görev verdi: Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını katletmek.) ve Sevr Anlaşması’nın ölümcül maddelerinden kurtulmak istemekteydi. Çünkü 1917 Ekim Devrimi sonrasında ezilen ulus ve milliyetlerin ulusal kurtuluş hareketleri, artık yalnızca ulusal kurtuluş hareketleri değildi. Sovyetlerin tarih sahnesine çıkışıyla beraber ulusal kurtuluş hareketleri kızıla boyanma ve sosyal kurtuluş hareketi halini alma riski barındırmaktaydı. Bu riskin ortadan kaldırılması emperyalistlerin çıkarlarını koruduğu gibi, İttihat ve Terakki’den bu yana tertiplenen soykırım ve yağma politikası ulus devlet şiarına daha güçlü bir zemin sunacaktı.

Bizler için Kurtuluş Savaşı hikâyesi bu şekildedir. Dönemin anti-emperyalist yanı Kemalistlerden veya düzenli orduda değil; yalnızca Çerkez Ethem, Karayılan, Şahin Bey, Sütçü İmam gibi figürlerde, gerilla mücadelelerinde, direnişlerde ifade bulmuştur.

Bahsettiğimiz gibi 1911 yılından itibaren resmî olarak planlanan, 1913’te ilk adımları atılan ve 19 Mayıs 1919 ile nihayete erdirilmeye başlanan Pontus Rum Soykırımı ile 500 binin üzerinde Rum katledilmiş, yüz binlercesi mübadele adı altında yerinden, yurdundan edilmiş. 19 Mayıs 1919 ve Kurtuluş Savaşı bir kurtuluş değil soykırım öyküsüdür. Bu soykırımın acıları Pontus Rumlarının hafızalarında hâlâ güncelliğini korumaktadır. Resmi tarihin tüm çarpıtmalarına karşın gerçekleri kabul etmek devrimci bir sorumluluktur. Tüm sola sirayet etmiş resmi tarih hastalığının tedavisi emperyalizm ve anti-emperyalizmin doğru tanımlanması, tarihi olay ve olguların doğru metodolojiyle ele alınmasıyla mümkündür. Bu tedavi için panzehir komünist önder İbrahim Kaypakkaya’dır. Daha 1970’lerin başında Kaypakkaya yoldaşın ihtilalci tespitleri; Kurtuluş Savaşı gerçeğinden Pontus Rum Soykırımı’na, Kürt ulusal mücadelesinden Kemalizm’e, emperyalizm olgusunun anti-emperyalist tavra, birçok konuda hâlâ var olan kafa karışıklıklarını çözecek kaynaktır. Bugün Ermeni Soykırımı solda tamamen kabul görürken Pontus ve Küçük Asya Rum Soykırımları gündeme dâhi alınmamaktadır. Bunun bir sebebi, soykırımın tanınması için, Rumların Ermeniler gibi kapsamlı bir mücadele örgütleyememesiyken, diğer bir yanı solun Kemalizm batağındaki saplanmışlığıdır. Kemalizm; sol içerisinde öyle bir zehirdir ki, soykırımları görmezden gelmeyi, hatta görmezden gelerek ortak olmayı beraberinde getirir.

Pontus Rum Soykırımı başta olmak üzere Küçük Asya Rum Soykırımı, Ermeni Soykırımı; Süryani, Asuri, Keldani, Nasturi, Ezidi Soykırımlarını lanetliyor; köyleri yakılan, kiliselerde diri diri ateşe verilen, yurtları işgal edilen, ülkelerinden sürülen tüm uluslar ve milliyetlerin mücadelesini yükseltme sözü veriyoruz.

Sosyalist Öğrenci Hareketi