Kapitalist sistem artı-değer sömürüsüyle işçilerin emeğini gasp eder. Artı-değer sömürüsü bu yanıyla kapitalist sistemin özüdür. Kapitalist sistemde; üretimin toplumsallığına karşı, üretim araçları üzerinde kapitalist sınıfın özel mülkiyeti bulunur. Bu durumda üretim sürecine katılan işçiler, kendi emekleri üzerinde bir tasavvur hakkına sahip değildirler. Üretim sürecine katılan işçilerin, bir yandan emekleri gasp edilirken öte yandan kapitalist çalışma sistemi içerisinde bireyselliklerini duyumsayamazlar. Kapitalist üretim sürecine katılan insan kendi emeğine yabancılaşır. Kapitalist sistemde bu dışsallaşma çok boyutlu ve derindir: İnsan üretim süreci içerisinde kendi bütünlüğünü yitirir. İnsanın kendi üretici etkinliğiyle, ürünüyle, diğer insanlarla ve türüyle olan ilişkisi başkalaşır. Kapitalist sistemde çalışma, işçiye dışsaldır ve onun özsel varlığına uygun değildir. İşçi çalışma süreci içerisinde kendisini onaylamaz, rahat ve mutlu hissetmez. Fiziksel ve zihinsel enerjisini yaratıcı bir etkinliğe dönüştüremez. İşçi, çalışırken kendisini duyumsayamaz ve bu yanıyla kendisini ancak çalışma sürecinin dışına çıktığında duyumsayabilir. Bu nedenle çalışma, gönüllü değildir. Bu yanıyla da zorla çalıştırmadır. Çalışma insanın gereksiniminin doyurulmasını değil; dışındaki gereksinimlerin doyurulmasının aracı oluverir. İşçinin ürünü kendisine dışsaldır. Daha fazla üretici etkinlikte bulunmak için emeğinin ürününü kullanamaz. İşçi ne kadar üretirse, tüketmek için o kadar azına sahip olur. Bu ürünleri kullanamaz ve aynı zamanda ürünlerin kendisinin olduğunu kabul etmez. Ürünleri üzerinde hiçbir tasavvur hakkı yoktur. Ürünün kapitalist piyasadaki süreci ve akıbeti hakkında bir bilgisi yoktur. Sadece, dolaylı olarak, emeğinin karşılığında almış olduğu ücreti harcar ve ürettiği emeğin yalnızca bir parçasının sahibi olur. İşçi, yaşamda kalabilmek ve çalışabilmek için ürünlere gereksinim duyar. Ancak yaşamda kalmak ve çalışmak için gereksinim duyduğu ürünler, işçinin hakimiyetinin dışındadır. Bu durumda ürünler, bireye oldukça yabancı ve bağımsız görünür. Sanki yanı başında duran nesnelerin kendi başlarına bir dünyaları varmış gibi görünür. Kapitalist sistemde bireyin yaşam tarzı, kendi ürünlerinin gereksinimlerini karşılamak için bitkin düştüğü bir yaşama dönüşür. İnsanın emeğinin ürünü, insan üzerinde insanlık dışı bir güç haline gelir.

Kapitalist üretim sürecinde insanın kendisi dışındaki insanlarla ilişkisi de dışsallaşır. İşçi, iş aramaya başladığında kapitalistle ilişki kurar. Yani işçi ile kapitalist arasındaki ilişki, işçinin iş yaşamına dahil olmasıyla başlamaz; aksine işin aranmaya başlamasıyla kurulur. Emeğin ürünü işçiye ait değilse ve bu ürün işçinin karşısına yabancı bir nesne olarak çıkıyorsa; bu ürünün, işçinin dışında başka birine, yani kapitaliste ait olması manasına gelir. İnsanın kendisiyle ilişkisi, diğer insanlarla olan ilişkisi aracığılıyla ancak gerçek bir ilişki olabilir. Emeğin nesnel hali nasıl ki işçiye yabancıysa, çıkarları işçinin çıkarlarına karşıt olan kapitalistin bu ürüne sahip olması, ürünün ve kapitalistin işçiye düşmanlığı biçimine bürünür. Bu yanıyla ürün, kapitalistin hem egemenliği hem de maskesinin bir aracı olarak görünüm kazanır. Bu yanıyla kapitalist sistemde işçiler daha fazla yabancılaşır ama bu yabancılaşma hali kapitalist için de geçerlidir. Kendi etkinliğiyle kendisini yok eden etmenleri ve dinamikleri açığa çıkaran işçiyle karşılaştırıldığında, kapitalistin kendi yabancılaşmasındaki rolü daha zayıftır. Kapitalist, yabancılaşan yaşam alanında olduğuna göre, bu yabancılaşma durumunun dışında kalamaz. İşçiler kapitalistle insani ilişkiler kurmadığı gibi, kapitalistler de işçilerle insani ilişkiler kurmaz. Bu yanıyla kapitalistin yabancılaşma hali işçinin etkinliğiyle kurulan ilişkide açığa çıkar. Çünkü kapitalist; bu etkinliğin sahibi, etkinliğe izin veren, organizasyonu düzenleyen kişi durumundadır. Ortak bir uğraş olarak çalışma etkinliğine kendisinden de bir şeyler katmak yerine, başka birinin çalışmasını kabul etmekle ve çalışmayı arttırmakla uğraşır. Bu yanıyla kapitalist yağmacı durumundadır. Kapitalist, başkasının üzerinde kurmuş olduğu sömürü ve tahakküm ilişkisi içerisinde hem kendisine hem doğaya hem de diğer insanlara yabancılaşır. İnsanın kendisine ve doğaya dışsal oluş hali; kendisinden farklılaştırılan başka insanlar karşısında, kendisini ve doğayı içerisine yerleştirdiği ilişkide açığa çıkar. Bu yanıyla insan doğayı da kendisine dışsal bir güç olarak algılar.

İnsanın; emeğiyle, ürünüyle ve diğer insanlarla ilişkisi somut bir ilişkidir. Buna karşın insan ve türü arasındaki ilişki ötelenmiştir: Yani, “insan” kavramından ne anlaşıldığı, yaşayan insanların standartlarına göre biçilir. Üretimin nesnesi insandan koparılarak yabancılaşmış emeğe dönüştüğünden türsel yaşamın nesnelliği koparılır. Bu durumda özgür etkinlik bir araca indirgenir ve insanın türsel yaşamını fiziksel varlığına indirger. Bu yabancılaşma hali, insanın doğa ve canlılarla kurduğu ilişkinin sömürü ve tahakküme dayalı tezahürüne neden olur. Çünkü insanın kendi doğasının kendisine yabancılaşması hali, hem bir insanın diğer insandan yabancılaştığı anlamına, hem de kendisi dahil bütün insanların, insanın özsel doğasına yabancılaşması anlamına gelir. İnsan merkezli sistemlerin bu ilişki biçimi, kapitalizmde olabildiğince derinleşir. Bu ilişki biçiminde insan; ne bir insan, ne de bir canlıdır. Marx’ın değişiyle “Bir et yığını, bir maddedir.” Bu haliyle insanın etkinliği, ürünü ve diğer insanlarla ilişkilerinin ters yüz edilmesi, kapitalizmde gidebildiği yere kadar gitmiş ve insan olmadığı ne varsa, o olmayı başarmıştır!

Emeğin yabancılaşması, işçilerin kapitalist sistem içerisindeki sömürüsü söz konusu olduğunda; Türkiye Devrimci Hareketi, genellikle meselenin sadece ekonomik boyutuyla ilgilenir. Ücret eşitliği argümanı mücadelenin tek bir boyutu gibi gösterilir. Bu ekonomist bakış açısından ötürü, yabancılaşmanın yukarıda işaret ettiğimiz boyutu ve kapsamı göz ardı edilerek mücadele kaba ekonomizme dönüştürülür. Kapitalist sistemle olan mücadele sadece ekonomik boyutuyla alınırsa; insanın kendi etkinliğine yabancılaşması içerisinde yaşadığı fiziki ve düşünsel kayıplar, insanın doğa ve canlılar üzerinde kurmuş olduğu sömürü ve tahakküm ilişkisi, insanın kendisi dışındaki insanlarla girmiş olduğu yabancılaşma hali ekonomik indirgemeci bakış açısıyla gözden yitip gider. Öğrenci hareketlerinin tarihsel olarak; toplumsal yaşamın bütün alanlarında mücadele etme, bu alanlardan birisi olan emeğin yabancılaşması ve işçi sınıfıyla mücadelesini birleştirme perspektifinin, toplumsal dönüşümü sağlayacağı bilinciyle hareket ediyoruz. Bütün sömürü ve tahakküm biçimlerinin aşıldığı komünal bir yaşam mücadelesinin başarıyla ulaşması için örgütlenmenin, isyanın ve başkaldırının çok önemli olduğu gerçeğinden yola çıkyoruz.

Emek Sömürüsüne ve yaşamın yabancılaşmasına karşı BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketine katıl sen de Başkaldır!

Sosyalist Öğrenci Hareketi’ne katıl, sen de BAŞKALDIR!

İletişim formu için tıklayınız.

Sosyalist Öğrenci Hareketi