Kapitalist sistemin sömürüye ve tahakküme dayalı işleyiş mantığı; bilginin, bilimin ve dolayısıyla eğitimin iktidar biçiminde tezahürüne neden olur. Bu yanıyla bilgi, bilim ve eğitim; özgürleştirici değil, özgürlüğe ket vuran edime dönüşür. Kapitalist sistemde eğitim, herhangi bir nesne gibi metalaşır. Eğitim aynı zamanda sistemin egemen yapılarıyla iç içe geçerek ezilen toplumsal kategorilerin tümünde sömürü, tahakküm ve ötekileştirici bir niteliğe bürünür. Erişilebilir eğitim de sistemin egemen kalıpları noktasında olanaklı hale gelmez. Erişilebilir eğitim, “Başka bir dünya ve eğitim mümkün!” anlayışının temel öğelerinden birisidir.

Kapitalist sistemde eğitim, imtiyazlı toplumsal kategorilerin bakış açısına ve ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenir. Bu durum, eğitim sisteminin bütün öğelerinde olduğu gibi, erişilebilir eğitim noktasında da böyledir. Kapitalizmde eğitim sistemi, piyasanın ihtiyaçlarına göre organize edilir. Bu yanıyla eğitim metalaşır. Buna bağlı olarak öğrenciler, piyasa mantığında müşteri olarak görülür. Ekonomik olanakları sınırlı olan yoksul öğrenciler, ya bu durumdan ötürü eğitim sürecinin dışında bırakılarak işçilik yapmaya zorlanırlar ya da çok zor koşullarda eğitim sürecini tamamlamaya çalışırlar. Beslenme, barınma ve ulaşımın; ücretli ve güvencesiz olması, öğrencileri ciddi ekonomik açmazlarla karşı karşıya bırakır. Öğrenciler ihtiyaçlarını karşılamak için part-time çalışmaya zorlanırlar. Artı-değer sömürüsü, güvencesiz koşullar ve eğitimin sürdürebilme durumu içerisinde kalan öğrenciler, ekonomik ve manevi çöküntü yaşarlar.

Kapitalist sistemin ulus-devlet anlayışının egemen ulus mantığına göre şekillenmesi, ezilen ulus ve milliyetlere mensup öğrencilerin erişilebilir eğitim hakkını olanaksız hale getirir. Ezilen ulus ve milliyetlere mensup öğrenciler, yaşamın her alanında olduğu gibi eğitim kurumlarına da kendi ulusal benlikleriyle dahil olamazlar. Bu öğrenciler ancak egemen sınıfa mensup olarak sürece dahil olabilirler. Bireylerin, kamusal yaşama kendi kimlikleri ve benlikleriyle değil; ancak egemen ulusun kimliği ve benliğiyle dahil olabildikleri bilinen bir olgudur. Yani, Kürt ulusuna mensup bir öğrenci, eğitim kurumlarına bir Kürt olarak değil; “Türk kabul edilme durumu” üzerinden dahil olabilir. Egemen ulus kimliğine dayalı eğitim sisteminde; ezilen ulus ve milliyetlere mensup öğrenciler, milliyetçi ve şoven siyasetin odak noktası olurlar. Nefret siyaseti, eğitim kurumlarında sıradan bir durum olarak algılanır ve gerçekleşir. Sistemin tekçi yapısı nedeniyle, anadillerinde eğitim görme olanakları bulunmayan öğrenciler, en temel haklarını bile kullanamazlar. Zorla kültürleme politikası, ezilen ulus kimliğine mensup öğrencinin, kendi kimliğini koruma ya da kaybetme ikileminde sıkışıp kalması durumunu açığa çıkartır.

Ezilen inanca mensup öğrencilerin durumu da ezilen ulusa mensup öğrencilerle benzer bir niteliğe sahiptir. Egemen inanca mensup olmayan öğrencilere, egemen dinin dersleri ve müfredatı dayatılarak zorla kültürleme politikası izlenir. Nefret politikasının tekçi zihniyet üzerinden tezahür etmesi, ezilen inanca mensup öğrencileri baskı ve tahakküm ilişkisiyle yüz yüze bırakır.

Eğitim sisteminin temel yapılarından biri de cinsiyet ayrımcılığıdır. Erkek merkezli bir anlayış noktasında düzenlenmiş olan eğitim sisteminde, cinsiyetçilik kurumsaldır. Eğitimde cinsiyetçiliğin kurumsallaşması, sistemin patriyarka ile olan ilişkisiyle ilintilidir. Eril tahakkümü besleyen olgular; toplumun dayattığı genel ahlak, norm, din ve gelenektir. Toplumsal sistemde çalışma, cinsiyetçi iş bölümü üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda, eğitim kurumlarındaki anabilim dalları ve bölümler de bu cinsiyetçi anlayış noktasında düzenlenir. Erkeklerin daha akıllı, güçlü ve yetenekli olduğu argümanı; öğrencileri, cinsiyetçi algı üzerinden tercih yapmaya yönlendirir. Erkeklerin mühendislik, arkeoloji, tıp alanlarında yoğunlaşmaları; kadın öğrencilerin “hafif” olarak gösterilen hemşirelik, öğretmenlik gibi alanları tercih etmeleri gerektiği algısı yaratılır. Müfredatın cinsiyetçi kodlar üzerinden ele alınması; erkekliğin yüceltilmesi ve cinsiyetçiliğin rasyonelleştirilmesine sebebiyet verir.

Normatif cinsiyet sistemi içerisindeki kadın-erkek normu, eğitim sisteminin resmi anlayışı olarak biçimlenir. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadeleri; sadece ayrımcılık ve eşitsizlik anlayışını doğurmaz. Aynı zamanda homofobik, bifobik, transfobik şiddet ve tahakküm politikalarını açığa çıkarır. LGBTİ+ varoluşları kendisine tehdit olarak gören heteronormatif anlayış, nefret siyasetinin ve şiddetin ön koşulunu yaratır. LGBTİ+ öğrenciler, kendi varoluşlarını gerçekleştirme ya da inkâr etme ikileminde sıkışma hali yaşarlar. Ötekileştirilen kimliklerin yaşadıkları sıkışma hâli, bireyin bütünlüğünü tehdit eder. Bu durumla karşılaşan LGBTİ+ öğrenciler, okullardan ayrılmaya zorlanırlar. LGBTİ+ öğrencilerin eğitime erişmesini olanaksızlaştıran en önemli durumlar şunlardır: Cinsel saldırı, cinsel taciz, fiziki- psikolojik şiddet, LGBTİ+ fobik nefret söylemi ve eylemler. Okul yaşamlarını çoğu zaman sürdüremeyen LGBTİ+ öğrenciler, aynı zamanda açık kimlikleriyle yüksek lisans ve doktora sürecine de dahil olamazlar.

Özgereksinimli bireyler de erişilebilir eğitim olanağı noktasında, eşitsizlik yaşayan önemli bir toplumsal kesimi oluştururlar. Eğitim sisteminin normatif yapısı, özgereksinimli öğrencilerin ötekileştirilmesine, fiziki ve psikolojik şiddete maruz bırakılmalarına sebebiyet verir. Eğitim kurumlarının mekânsal yapısı, özgereksinimli öğrencilerin ihtiyaçlarına göre organize edilmez ve teknolojik destek ya çok sınırlı kalır ya da hiç sağlanmaz. Ekonomik olanakları yeterli seviyede olmayan özgereksinimli öğrenciler, bu bağlamda eğitim kurumlarında birçok zorluğu aynı anda yaşamak durumunda bırakılırlar.

Erişilebilir eğitim için önemli bir başka konu ise araçlardır. İletişim araçlarının, içinde yaşadığımız tarihsel süreçte devasa ilerleme göstermesi olgusu, toplumun iletişim araçlarına erişimi noktasında da eşitsiz bir durum üzerinden gerçekleşir. Egemen sınıflar iletişim ağlarını tekellerine alırlar. Ezilen toplumsal kategorilerin, bu olanaklara erişme olanakları zayıftır. Aynı zamanda iletişim ağlarını tekelleştiren egemen sınıflar, iletişim teknolojisi ve ağları üzerinde de denetim kurarlar. Bu yanıyla iletişim teknolojisi ve ağları güvenli değildir. Bu durum toplumsal kesimlerin yaşamsal ve özel bilgilerini, sisteme ve şirketlere açık hale getirir.

Ezilen sınıfların eğitime erişememesi yalnızca bunlarla sınırlı kalmayıp; savaşlar, ekonomik krizler, çevresel felaketler ve pandemi gibi durumlarla daha da olanaksızlaşır. Egemen sınıfa mensup öğrenciler, bu gibi durumlardan etkilenmeden eğitimlerine devam ederler. Ezilen sınıflara mensup öğrenciler için ise eğitime erişim iyice zayıflar ya da tümden olanaksız hale gelir.

Eğitimin; sömürü, tahakküm ve eşitsizliklerden arındırılması, erişilebilir olması mücadelesi; bugünden yarına ertelenecek bir durum değildir. Bu anlamda başka bir dünya, eğitim ve varoluş; komünal bir yaşam istemi ve hedefiyle olanaklı olabilir. Kapitalist sistem içerisinde bugünden başlayarak yürütülen özgürlük mücadelesi; alternatif bir yaşamı, eğitimi ve varoluşu mümkün kılabilir. Erişilebilir eğitimin; kapitalist sistemin sömürü, tahakküm ve ötekileştirme anlayışı içerisinde gerçekleşmesi olanaklı görünmemektedir. Bu durum biçimsel olarak gerçekleşse dâhi, eğitim sisteminin sömürüye, tahakküme ve ayrımcılığa dayalı yapısı kendini sürdürebilir. Başka bir yaşam, eğitim ve varoluş; komünal bir yaşam anlayışıyla ancak mümkün olabilir.

Eğitim sisteminde sömürüye, tahakküme ve ötekileştirmeye BAŞKALDIR!

Herkes için eğitim mümkün!

Erişilebilir eğitim için BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketi’ne katıl, sen de BAŞKALDIR!

İletişim formu için tıklayınız.