İnsanlığın durumu hakkında son yıllarda bilim insanları tarafından kaleme alınan birçok çarpıcı rapor bulunmaktadır. Bu raporların üzerinde birleştiği ortak nokta; sadece insanlığın değil, onun pratiklerinin sonucunda bütün bir dünyanın bir yok oluş durumuyla karşı karşıya kaldığıdır. Çoğu zaman bu raporlar, günlük yaşam koşturmacası içerisinde olan insanlar tarafından görmezlikten gelindiyse de mevcut Covid-19 Pandemisi bir nebze olsun bu tarz raporların okunurluğunu ya da an azından haber değerini arttırmıştır.

Bu raporların güncel olanlarından bir tanesi Frontiers in Conservation Science sitesinde 13 Ocak tarihinde yayınlandı. Rapor dünyanın farklı bölgelerinden 17 tanınan akademisyenin ortak çalışması olarak kaleme alındı ve hakkında birçok haber çalışması yapıldı. İlgili makalenin haber çalışmalarına konu olmasının ana nedeni, yazarların “top-saygın-tanınan” araştırmacılar olmaları hasebiyle mevcut kriz içerisinde insanlığın Covid-19 Pandemisinden daha büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtmeleri ve başta dünya devletlerinin liderleri olmak üzere insanlara bir “soğuk duş aldırma” istekleridir.  Yazarlara göre, insanlık kitlesel bir nesli tükenmeyle karşı karşıyadır ve bu gidişatın devam etmesi cahillik ve eylemsizlikle bağlantılıdır. Araştırmacıların üzerinde önemle durduğu nokta, “olası eylemsizlik halinin devam etmesi” durumunda ilgili sonuçların geri dönülmez halinin bütün bir dünyayı etkileyeceğidir. 

Rapor, dünyanın başına gelmesi muhtemel altıncı kitlesel yok oluşun hızla yaklaştığını belirtirken, daha önce dünyanın beş defa bu durumla karşılaştığını ortaya koyuyor. Ancak, verilen ilgili tarihler göz önünde tutulduğunda rahatlamamak gerekir. Zira en son kitlesel yok oluş yaklaşık 66 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. O günden bugüne geçen süreç temel alındığındaysa en son yok oluşun nihai sonuçlarından bir tanesi olan insan, büyük bir kriz durumu açığa çıkarmıştır. Daha önceki beş kitlesel yok oluş tamamen doğayla bağlantılıdır ve bu yok oluşlar sonrası doğa, kendisini yenileyerek yoluna devam etmiştir. Gelgelelim, altıncısı kapıda olan yok oluş doğadan bağımsız, doğanın bir parçası olan insanın doğaya karşı savaşımının bir sonucudur. Bu nedenle raporun ayrıntıları oldukça değerlidir.

Araştırmacıların üzerinde durduğu ilk husus, hızla artan nüfus sorunu ve aşırı tüketimdir. Bugün için dünya nüfusunun 7.8 milyar olduğu tespit ediliyor ve bu rakamın 2050 yılına kadar 9.9 milyara çıkacağının tahmini yapılıyor. Böylesi bir rakama ulaşmanın kaçınılmaz sonuçları var. Örneğin, yakın gelecekte daha 2050’ye ulaşmadan yaklaşık 700-800 milyon insan dünyada açlık çekecekken, 1-2 milyar arası insan yetersiz beslenmeden dolayı ciddi sağlık sorunları yaşayacaktır. İnsan sağlığındaki bu kötüye gidiş sonraki yıllarda daha da artmakla beraber, COVID-19 gibi virüsler daha fazla yayılım alanı bulacaklardır. Bu bakımdan Covıd-19 bir başlangıçtır.

Bir başka nokta, son yıllarda global anlamda büyüyen bir orta sınıf gerçekliğine yöneliktir. Durum böyle devam ederse büyüyen orta sınıf trendi aşağı yönlü bir doğru çizecektir. Bunun sonucu olarak, başta gelişmiş batı ülkeleri olmak üzere günlük yaşamdaki işsizlik ve güvenlik gibi yaşam ihtiyaçları açısından önemli hususlarda sorunlar yaşanacaktır. Bu sorunla birlikte barınma ve sağlık hizmetlerindeki bozulma, orta sınıfa sunulan rüyadan uyanılmasını bir zorunluluk haline getirecektir. Orta sınıfın gelişmiş batı ülkelerindeki halinin kötü gidişi bu ülkelerde sosyal çatışkıların hızlanmasının önünü açacaktır. Bunu toplumsal çatışmalar izleyecek ve çeşitli ülkelerde iç savaşların çıkması normal bir görünüm kazanacaktır. Sosyal anlamdaki eşitsizliklerin arttığı ülkelerde aşırı nüfusun tepkiselleşmesi uluslararası savaşların da önünü açacaktır. Kapitalizm karşıtı fikirlere ne yazık ki burada gün doğmuyor. Çünkü kapitalizm karşıtı fikirlerin örgütsüzlüğüne bahanen sağ siyasal hareketler daha etkili bir performans ortaya koyuyorlar. Kitlenin, gerekli muhalefet odakları ortaya çıkmazsa, sağ siyasal hareketlere meyledeceklerini belirtmek gerekir.

 Şimdiye kadar ki kısım yalnızca toplumsal boyutta karşılaşıla bilenecek sorunların birkaçıdır. Nüfus büyümesi ve aşırı tüketimin doğaya verdiği zararlar oldukça fazla olacak ve bunun geri dönüşümü toplumsal olanın daha fazla kargaşa içerisinde yaşamasına sebebiyet verecektir. Örneğin, ormansızlaşma, kıtlık, heyelan, erozyon ve genel anlamda iklim değişikliği göçleri arttırarak etnik savaşların önünü açacaktır. Bölgesel ve iç savaşlarla boğuşan insanın doğayı önemsemeyeceğini düşünürsek, iklim değişikliği daha da boyutlanacak ve bu daha fazla toplumsal kargaşanın önünü açacaktır. Rapor birçok yönüyle değerlendirilmeye ve yorum yapılmaya açıktır. Kanımca araştırmacıların nokta atışı yaptığı en temel mesele sorunu kapitalist sistemde aramalarıdır. Genel olarak bu tarz çalışmalarda akademisyenler kapitalizmden bağımsız bir resim çizmeye gayret ederlerken, bu çalışmada, “oyunun kurallarının değiştirilmesi” noktasında küresel kapitalizme değinmeleri yerindedir. Lakin dünya liderlerinden çözüm beklemek beyhudedir. Şurası açık ki, kapitalizmin yarattığı zehir bütün dünyayı daha sert bir biçimde vuracaktır. Eğer onun karşıtları eylemsizlik haline devam edip onun yarattığı rüyada yaşamaya devam ederlerse, kitlesel yok oluşla bağlantılı rüyalarından hiç uyanamayabilirler. Bu nedenle, araştırmada belirtildiği gibi kapitalizm ve onun özel mülkiyet dünyasından uyanılması bir serzeniş değil, zorunluluktur.

Tufan Bozkurt